Gulshan21

Ustalaşmak zor değildir kaybetme sanatında Kaybedilmeyi bekleyen öyle çok şey var ki Felaket olmayacak hiçbiri kaybolunca Her gün bir şey kaybederek başla Telaşlandırsın kaybolan anahtar, boşa geçen saatin Ustalaşmak zor değil kaybetme sanatında Daha çok, daha hızlı kaybetmeye çalış sonra Yüzleri, isimleri ve gidip göreceğin yerleri Felaket olmayacak hiçbiri kaybolunca Annemin saatini kaybettim ben ve sonra da Sevdiğim üç evimden, sondan öncekini Ustalaşmak zor değil kaybetme sanatında İki şehir kaybettim sevdiklerimden, ayrıca Bazı diyarlarımı, iki nehrimi ve bir kıtamı Özlüyorum onları ama felaket olmadı kaybolduklarında Kaybetmek, seni bile (o şakacı, sevdiğim sesini) Yalan demeyeceğim apaçık ortada Ustalaşmak çok da zor değil kaybetme sanatında Ne kadar (yaz şunu!) bir felaket gibi gelse de başta (ELIZABETH BISHOP -bir sanat)
Reklam
Geleceğim bazen uykudayken sen Beklenmedik, uzak bir konuk gibi. Sokakta, bir başına koyma beni Kapıyı sürgüleme üstümden. Usulca girecek, bir yere ilişeceğim Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne. Görüntün doyasıya dolunca gözlerime Seni kucaklayacak ve çıkıp gideceğim. (NİKOLA VAPTSAROV-Veda şiiri) Həyat yoldaşına yazdığı
Çocuğun gördüğü düştür barış. Ananın gördüğü düştür barış. Ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış. Gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir gülümseme elinde yemiş dolu bir zembil ve alnında ter tomurcukları - pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi - akşamüstü eve dönen babadır barış. Dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken ağaçlar diktiğimizde havan mermilerinin kazdığı çukurlara yangının kavurduğu yüreklerde ilk tomurcuklarını açarken umut ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir barış. Barış yemek kokusudur tüten akşamleyin arabanın yolda durmasının korkutmadığı kapı çalınmasının dost demek olduğu ve pencereyi saat başı açmanın, renklerinin uzaktaki çanlarıyla gözlerimizin bayram etmesini sağlayan gökyüzü demek olduğu zamandır barış. Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde. Başaklar birbirlerine eğilip “İşte, ışık, ışık, ışık!” dedikleri ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır barış. Hapisaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği zaman geceleyin,
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak – sabahtan akşama dek, uykusuz, sağır, eski bir pişmanlık ya da anlamsız bir ayıp gibi ardını bırakmayan bu ölüm. Bir boş söz, bir kesik çığlık, bir sessizlik olacak gözlerin: Böyle görünür her sabah yalnız senin üzerinde kıvrımlar yansıtırken aynada. Hangi gün, ey sevgili umut, bizler de öğreneceğiz senin yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu. Herkese bir bakışı var ölümün. Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak. Bir ayıba son verir gibi olacak, belirmesini görür gibi aynada ölü bir yüzün, dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı. O derin burgaca ineceğiz sessizce. (CESARE PAVESE-ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak)
Tütün dumanı kemiriyor havayı. Oda Kruçyonıh’ın Cehennem’inden bir bölüm gibi. Anımsıyor musun İlk kez ardında bu pencerenin tutkudan çıldırmışçasına okşamıştım ellerini. Şimdi oturuyorsun aynı yerde, yüreğin demirden bir kılıf içinde. Ve yarın paralayan sözlerle kovacaksın belki beni Ve loş antrede uzun süre titreyişlerle sarsılan bir kol bulamayacak ceketteki yerini. Çıkacağım, ezilmiş. Fırlatacağım vücudumu sokağa. Yabanıl çılgın umutsuzlukla paramparça. Hayır gerek yok buna, sevgilim, biriciğim, gel
Reklam