İşte taht böyledir, önünde yerlere kapanan, canını fedaya hazır olduğunu belirten kapı kulları, eline fırsat geçince öyle bir intikam alır ki hayal bile edilemez.
İngilizden ve fareden korkulur diye geçirdiği içinden. uykudayken burnunu, kulağını fare yemiş çok insan görmüştü. Fare, insanın ruhu bile duymadan yapardı bu işi. Yiyeceği organı üfleyerek uyuştururdu, bu yüzden kurbanın ruhu bile duymazdı bir tarafları kemirilirken. İngiliz de böyleydi işte, bir yeri almayı kafasına koyduysa şeytanın aklına gelmeyecek metodlarla çalışır, ne pahasına olursa olsun amacına ulaşırdı. Ve bu arada kurban hiçbir şey hissetmezdi. Ta ki iş işten geçene kadar.
Yanımda suikast bombaları patlar, insan ve hayvan parçalara havaya savrulurken soğukkanlılığımı koruyabiliyor, hatta arabayı bizzat kullanıp çevremdekilere yatıştıbilecek kadar kendime hakim oluyorum ama geceleri yalnız kaldığımda, karanlık bir odada üzerime çullanacak ölüm düşüncesi göğsümü sıkıştırıyor. Bu da belki durup dururken ölümüme neden olacak. Arkamdan gülecekler, o hain doktor belki de, adamın hiçbir şeyi yoktu, vehm-i hümayundan ölüp gitti diyecek. Bu doktor zaten beni zehirlemek, öldürmek için fırsat kolluyor. Kim bilir aşı şişesinin içinde neler var? Bunca tecrübeden sonra yutar mıyım ben bunu? Kapalı şeye istediğini enjekte edersin, çocuk oyuncağı değil mi bu? Topla kendini Hamid, aklını başına al, düşmanları üstüne güldürme. Bundan sonra iradeni topla, güzel şeyler düşün, güzel şeyler düşün, güzel şeyler düşün.