Onu seviyordum. Hem de çok. Böyle bir aşk sadece kalpten ve zihinden oluşan bir şey değildi. Hissedilecek ve sonunda unutulacak,insana dokunmadan dokunabilecek bir şey değildi. Hayır...bu aşk başka bir şeydi. Geri alınamaz bir şey. Ruhun bir parçasıydı.
Onu seviyordum. Her şeye rağmen. Yalanlara,ihanete,incinmeme rağmen. Başpiskopos ve morgane le Blanc'a rağmen. Kendi kardeşlerime rağmen. O sevgiye karşılık verip vermediğini bilmiyordum ve umursamadım da.
Cehennemde yanmaya mahkūmsa onunla yanardım.
"Seni bırakmamı ya da sana sırtımı dönmemi isteme." Parmaklarını yavaş, eziyetli dokunuşlarla kolumdan aşağı indirdi. Başım geriye, omzuma düştü, dudakları boynuma doğru hareket etmeye devam ederken gözlerim kırpışarak kapandı. "Nereye gidersen ben de oraya gideceğim. Nerede kalırsan ben de orada kalacağım."
"Ölümle biten bir kitabı nasıl sevebilirsin?"
"Ölümle bitmiyor. Âşıklar ölüyor,evet ama krallıklar düşmanlıklarının üstesinden gelerek bir ittifak kuruyor. Umutla bitiyor."
İkna olmamış bir şekilde kaşlarını çattı. "Ölümün umutlu bir yanı yok. Ölüm,ölümdür."