"Dans et benimle, Peri kızı." Yüzüne şaşkınca baktım.
"Ne? Şimdi mi? Her an çim adam bizi yutacakken mi? Başımızda böylesine yağmur yağarken mi?"
Hiç tereddüt etmedi. "Evet."
Gözlerine dikkatle baktım. "Islanmaz mıyız?"
"Islanalım."
"Hasta olmaz mıyız?"
"Olmayız."
Devam ettim. "Bu çok saçma değil mi?"
Asıl saçma şeyi şimdi söylemişim gibi bir ifade takındı güzel yüzüne. "Neden saçma olsun ki?"
"Çok çocukça değil mi?"
Şaşırdı yine. "Yağmurun altında dans etmek mi?"
"Evet."
"Hayır bu duyduğum en saçma şey." Tuttuğu elimden nazikçe beni kendisine çektiğinde göğsüm bedenine yaslandı.
"IQ seviyem yüz atmış beş, çok ender yüzde bir ihtimalde görülen bir zeka türü. Dâhi kategorisine giriyor."
Vay be TTA tescillenmiş bir dâhiydi demek!
Zaten onca şeyi çözüp bizi buraya kadar getirmesinin altında bir dâhilik falan olduğu belliydi. Ne kadar da havalıydı.