İnsan, Milena, sizin yüzünüzü avuçları arasına almalı ve dosdoğru gözlerinizin içine bakmalı ki, karşınızdakinin gözlerinde kendinizi görüp o andan itibaren o yazdıklarınızı değil yazmak, düşünemeyecek hale gelesiniz...
Ne yazacağımı hiç bilmiyorum, sadece satırlar arasında dolanıp duruyorum, gözlerinizin ışığı altında, ağzınızdan çıkan nefeste; tıpkı güzel, mutlu bir günün içinde dolanır gibi...
Ne dersiniz, pazara kadar sizden bir mektup alır mıyım? Olabilir aslında. Fakat bu çok çılgınca, mektuplara olan bu heves... Tek bir tanesi, tek bir bilgi yetmiyor mu? Elbette yeter, ama yine de insan şöyle bir arkasına yaslanıp mektupları kana kana içmek istiyor ve içmeye devam etmekten başka bir şey düşünmüyor. Açıklayın bunu bakalım Milena, öğretmen hanım!
...kendiniz hakkında hiçbir şey anlatmayabilirdiniz, ama o zaman beni sizi tanıma mutluluğundan mahrum bırakmış ve bu mutluluktan da büyük bir şeyden, kendimi denemekten alıkoymuş olurdunuz.