Bu dünyaya en masum bakan gözler ne deseler tabi ki küçük çocukların masum gözleri derim. Onların tertemiz kocaman yürekleri ile dünyayı görmek , onların masum hayallerinde yüzmek , onların saf duygularını hissetmek gerekir . İşte bu eserde Gizem 'in yaşadığı bize yaşattığı tertemiz hayatı buluyoruz .
Daha okula başlamamış , peltek konuşmaları ile içimizi ısıtan tabi hayal dünyası ile bize dolu dolu yolculuk yaptıracak bu kurguyu okurken yer yer duygusal anlar yaşayıp yer yer de okurken gülmekten kendimi alamadım .
Yazarın konuyu direk çocuğun gözünden anlatması , betimlemeler ve olaylara sakin, yavaş işleyişi oldukça keyif verecektir biz okurlara . Bu eserde dünyalar kopmuyor , fırtınalar , maceralar olmuyor ama Gizem'in hayatında biz büyükler için hayatın akışı olarak baktığımız konular onun dünyasında oldukça etkili izler bırakıyor. O etkilendikçe bizde icimizdeki kaybettiğimiz çocukluğu buluyoruz bir nevi.
Ondan iki yaş büyük Turgut ile topladıkları deniz kabuklarında denizin muhteşem uğultusunu duyuyor gibiyiz . Atçe teyzesinin yaptığı kurabiyeler oldukça lezzetli . Oz abisinin yer yer sinirlenmiş halleri ya da olayları olduğu gibi anlatmasi bir o kadar keyifli . Ama hayat hep deniz gibi sonsuz değil . Bir gün babasının aldığı telefon ile babannesini kaybettiklerini öğreniyor. Herkes üzgün , ilk defa babasının ağladığını görse de kaybetmenin kaybolmuş bulunur sonuçta olduğunu düşünüyor. Ama abisi Oz ; " onun artık hayatı kayboldu o öldü." Demesi ile bir daha geri gelmeyeceğini anlıyor.
Küçük ama okumayı bilmeden masal kitaplarının resimleri ile kendi dünyasının hayallerini bize sunuyor . Tabi hayat değişimlere tabi Gizem en çok sevdiği şeylerden vazgeçmek zorunda kalıyor . Mesela ; deniz... Bir çocuk için büyük değişim ama büyükler için hayat mücadelesi
" Doğruyu aramak. Doğru olana da gerçeğin bilgisiyle ulaşılır. Ama biz kıymetli gözyaşlarına geri dönecek olursak, onlar hedefi asla şaşırmaz, her zaman en kısa yoldan doğruca dibe yönelirler. "
Hayatı yansıtan, birilerinin iç sesini kelimeler ile anlatan , yaşanmışlıklar ile dolu bu eserde okurken birçok duyguyu bulacağınızı eminim . Sevgiyi , aşkı , kavuşamayanları , yürekte taşınan ve yanında olanları en önemlisi de umutların yeşermesine şahit olacaksınız .
Sema hocam'ın kalemini seviyorum. Her eserine oldukça emek verip ve özellikle toplumdaki konuları ele alması bizleri derinden etkiliyor . Çünkü biliyoruz ki bir yerlerde ters giden şeyler var , biliyoruz ki geçmişi bilmeden , öğrenmeden yaşıyoruz. Bu durum da bizden , gelecek nesillerden birçok bulguyu alıp götürüyor. Hemde acımasızca...
Nil ile Demir'in dağ gibi aşkına konuk oluyoruz. Onların yaşadıklarını doğru cümle ve duygular ile anlatmış olması bu hikayenin kitabı bitirdikten sonra yıllarca üzerimizden etkisi hiç azalmayacak . Tabi geçmiş ve gelecek hesaplaşmaları ile Berfin ve Zekiye 'nin hayat hikayesi ekleniyor. Mardin'e olan yolculuk ve kadınların töre , örf , adet kurbanları olmasını birkez daha gün yüzüne çıkartıyor.
Kurgusal hikayenin arasına sıkıştırılan tarihi bilgiler ile genel kültürümüzü beslemesi ise yazarın araştırmacı yazar ruhundan ortaya çıkıyor ki bu yönünü çok seviyorum.
Herkesin bir hikayesi vardır ama toplumun kilit taşı olarak kadınların bu hikayenin neresinde bulunduğu çok önemlidir. Kadınların mutsuz , huzursuz , özgürlükleri, hayalleri çalınmış bir toplumda neler olacağına değinilmiş bu eser de . İşte bu durum #kilittaşı 'nı daha değerli kılmış .
Eserde anne rahminde aynı şartlar altında büyüyen doğan çocukların, doğduktan sonra erkek üstün , kadın ezik tabirinin verilmesi konu alınmış ki neydi üstünlük , eziklik kime göre neye göreydi . Örf , töre ise bunu yaptıran neden Türklüğün kökeninde ; erkekler eşlerine " görklüm ( güzelim) , Altun özük ( bedeni altın gibi ) ,