Cihad sadece savaşmak değildir. Tebük'te olduğu gibi, düşmanı savaşmadan caydırmak ve onunla adalet üzere anlaşmalar yapmak da en büyük cihatlardandır.
Resulullah’ın “müjdeleyin, nefret ettirmeyin” emri, İslam’ın özünün rahmet olduğunu gösterir. Davet, sertlikle, tartışmayla veya insanları ürkütmekle değil; güzellikle, hikmetle ve en güzel şekilde müzakere ile yapılmalıdır.
Sürâka gibi bir avcı, av olmaktan kurtulup muhafız oldu. Bu, Allah'ın azze ve celle yar-dımının, hiç umulmadık şekillerde ve en dar zamanda gelebileceğini gösterir. Mümin asla ümitsizliğe düşmemelidir.
Hicret, sadece bir yer değiştirme ve Mekke'den gidiş hikâyesi değil; iman, teslimi-yet, tedbir, sabır ve nihayetinde ilâhi zaferle sonuçlanan eşsiz bir destandır. Bu kutlu yolculuğun her safhası, bizler için paha biçilmez derslerle doludur.
En umutsuz görünen anlarda dahi, müminin yegâne dayanağı Allah'a olan kesin inancıdır. O'nun yardımı, görülmeyen ordularla, en beklenmedik şekillerde tecelli eder.