Hicret, sadece bir yer değiştirme ve Mekke'den gidiş hikâyesi değil; iman, teslimi-yet, tedbir, sabır ve nihayetinde ilâhi zaferle sonuçlanan eşsiz bir destandır. Bu kutlu yolculuğun her safhası, bizler için paha biçilmez derslerle doludur.
En umutsuz görünen anlarda dahi, müminin yegâne dayanağı Allah'a olan kesin inancıdır. O'nun yardımı, görülmeyen ordularla, en beklenmedik şekillerde tecelli eder.
Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)‘in mübarek ayaklarındaki yaralardan sızan her damla kan aslında Taif’in kaybettiği insanlığın ve rahmetin bir hicranıydı.
İlim, eğer nefsi terbiye etmek, hakikati bulmak için değil de sadece şahsi üstünlük ve çıkar için kullanılırsa, sahibini helake götüren bir yük olur. Asıl olan, ilmi ile amel eden, nefsini yenerek hakikatin önünde teslim olabilen arif insanlar olabilmektir. Rahip Bahîrâ gibi gördüğü hakikati kıskançlıkla değil, bir uyarı olarak sunabilmektir erdem. Zira gerçek ilim, kişiyi kibre değil, tevazuya; hasede değil hayır dilemeye götürür.