Ayaklarımın üzerinde duramıyordum. Olduğum yere çöktüm. Ellerimi yere koydum. Hangi duygum daha baskındı. Korkularım mı, heyecanım mı ? O esnada bir rüzgâr mı esti, yoksa fırtına mı çıktı ? Güneş vardı ama her yer karanlıktı sanki…
Babamla aramızda çocukluğumdan beri tuğla tuğla yükselen ve yıllar geçtikçe görüş alanımı kapatan bir duvar vardı. Beni görmüyor, duymuyordu. Dükkanında bir yamak, ev de ise köleden başka bir şey değildim…
Her şey bu kadar kötüyken onu düşünmek bana çok iyi geliyordu. Bir anda tüm karanlıklar dağılıyor, apayrı dünyaya giriyordum. Hayriye‘yi sevmek öyle efsunlu bir şeydi.