Selamlar, nasılsınız?
Bugün sizlere kalemine aşık olduğum bir yazarın kitabıyla geldim.
Sizi mafya, aşk ve kaderin iç içe geçtiği etkileyici bir hikâyeyle buluşturuyorum.
İskender Oğuzbeyli, ailesinin ölümünden sonra daha çocuk yaşta sokaklara düşmüş bir adam. Hayat onu Ankara’nın en büyük mafya babalarından biri olan Cevdet Karameşe’nin karşısına çıkarıyor. Cevdet onu yanına alıyor, büyütüyor ve yıllar geçtikçe İskender’i ailesinin bir parçası haline getiriyor; kızlarından ayırmıyor. Genç bir adam olduğunda ise Ankara’daki tüm işleri ona teslim ediyor. Artık şehir İskender’in kontrolünde… Sevilen, sayılan ama bir o kadar da düşmanı olan bir adam.
Gelelim Cavidan’a…
Yıllardır gazinoda şarkı söyleyen, zorlu hayatına rağmen dimdik ayakta kalmayı başarmış güçlü bir kadın. Emeklerinin karşılığını alarak ünlü ve sevilen bir assolist olmuş. Herkes ona gıptayla bakıyor. Yanında çalışanlar onu çok seviyor, sahneye çıkan Cavidan ise hem sesiyle hem güzelliğiyle izleyen herkesi büyülüyor.
İskender ve Cavidan…
Birbirlerine delicesine âşık ama bu aşkı içlerinde yaşamak zorunda kalan iki insan. Bu kadar yakın olup bir o kadar da uzak kalmaları insanın içini acıtıyor. Ta ki Cavidan’a gelen o not ortaya çıkana kadar… Ondan sonra olanlar oluyor.
Bu süreçte Cavidan’ın cabbar hâlini okumak resmen “sen neymişsin be kadın” dedirtti.
Ahh yan karakterler… O kadar güzellerdi ki beni benden aldılar. Üç Bey’i okurken kahkaha attım, adam tam anlamıyla nabza göre şerbet Bir de Ali var… Ali’nin geçmişini okurken içim burkuldu. Şahnar’la aralarında neler olacak çok merak ediyorum.
Nalan sen bizimle değilsin, seni hiç sevmedim.
Ama şu Serhan Bey… Sen ne ayaksın? Onu mutlaka öğrenmem lazım. Az buçuk sezdiriliyor ama sanırım ikinci kitapta çözeceğiz.
Kitap öyle bir bitti ki “aman Allah’ım” dedim ve