Selamlar, nasılsınız? Bugün sizlere çok severek okuduğum, spor-romantizm türünde genç yetişkin bir romanla geldim. Yazarın kalemini diğer serilerinden de bildiğim için bu kitabı da ayrı bir keyifle okudum. Ve evet bayıldım.
Hadi gelelim konusuna…
Thomas Brooks annesi Türk, babası Amerikalı. Aynı zamanda çok başarılı, herkesin tanıdığı ve peşinde olduğu bir Amerikan futbolu oyuncusu. Ancak hayatı bir anda altüst olur. Annesini bir trafik kazasında kaybeder. Ve acısı bununla da bitmez. Babası ünlü bir avukattır ve yaptığı işten dolayı bu kazayı şüpheli bulur. Bu yüzden Tommy’i İstanbul’a, ananesi ve dedesinin yanına gönderir.
Tommy, hayatının bittiğini ve çok sevdiği Amerikan futbolundan uzak kalacağını düşünür. Ama hiç de öyle olmaz. Özellikle kuzenleri Murat ve Ebru,diğer aile üyeleri olsun onu bir an bile yalnız bırakmaz.
Bir sabah köpeği Kömür ile sahile gider. O sırada oynadıkları top bir şemsiyeye çarpar.
Mine, Albino olan bir genç kız. Görünüşü yüzünden insanların kötü sözlerine maruz kalmış ve bu yüzden herkesten uzak durmayı seçmiş. Sahilde kitap okurken bir anda şemsiyesine çarpan topla irkilir. Tommy özür dilemek için yanına gelir ama Mine bir anda fenalaşır. Tommy ise hiç düşünmeden ona yardım eder.
Kısacık bir karşılaşma olmasına rağmen Tommy mine'yi aklından çıkaramaz.
Tommy, kuzenleriyle aynı okula kayıt olur. Müdür okulu gezdirirken karşısına o gün sahilde tanıştığı Mine çıkar. Okul müdürü gezdirme işini Mine’ye verir ve böylece yolları yeniden kesişir.
Zamanla birlikte vakit geçirmeye, birbirlerini tanımaya başlarlar. Bu sırada okulun koçu Tommy’ye karşı oldukça sert ve acımasızdır. Amerika’daki eski koçu ise onun performansını ve yapılanları görmek için video ister.
Mine, çekim konusunda yardımcı olabileceğini söyler. Ama çekecek kimseyi bulamaz.