Selamlar nasılsınız
Size ilk kez okuduğum tarihi kurgu ile geldim.Normalde hiç okuyamam, çabuk sıkılırım ama bu kitap. öyle değildi. Yazarımız öyle bir işlemiş ki konuyu satırlar ders gibi değil, adeta yaşanmışlığı hissediyorsunuz. Kalemine gerçekten sağlık diyorum. Ve kendisini de çok sevdim, ara ara sohbetimiz oldu biraz darlamış olabilirim
Resmen kalbimi bıraktığım bir kitaptı. Konusu, kurgusu, geçişleri her şey o kadar etkileyiciydi ki okurken zamanın içinde kayboldum.
Geçmiş ve geleceğin iç içe geçtiği bu hikayede sadece bir aşk okumuyorsunuz. kaderle, seçimlerle ve “ya başka bir zamanda olsaydı?” sorusuyla yüzleşiyorsunuz.
Gelelim konusuna…
Leyla Nisan, bir küratör. Tekfur Sarayı’nda sergisi olacağı sırada nişanlısı Serhat bir tablo getirir. Leyla tabloyu gördüğü anda, kalbinde anlam veremediği bir acı hisseder. Sergi biter, herkes gider Leyla kalır. Tabloya dokunduğu anda bir anda bayılır.
Gözlerini açtığında bambaşka bir yerde uyanır.
Her şey farklıdır. Sorduğunda ise aldığı cevapla sarsılır 1494 yılı Osmanlı zamanı. Başta bir oyun, bir şaka sanır ama değildir. gerçektir. Geri dönmek ister ama tablo yoktur, yolu yoktur.
Hangi padişah dönemi olduğunu sorduğunda aldığı cevap Sultan Bayezid.
Halk onu büyücü sanıp saldırırken, Selim adlı biri kurtarır.
Onu konağına götürür, korumak için erkek kılığına girmesini ister. Ve Leyla zamanla öğrenir ki o, Yıldırım Bayezid’in oğlu Şehzade Selim’dir.
Günler geçer,aylar geçer
Leyla’nın kalbi söz dinlemez. Selim’e aşık olur.
Selim’in ona yazdığı şiirler söylediği sözler.
Ve Leyla’nın o an fark edişi onun aslında Yavuz Sultan Selim olduğunu anlaması.
Derken bir mektup.
Gitmesi gerektiğini söyleyen, Selim’den uzak durmasını isteyen bir mektup.
Leyla tarihi bilir. Selim’in kaderini de Kanuni Sultan Süleyman’ı Hafsa