İçinde sen varsın,cemre. Hep sen vardın. Bu çatı katı senin mezarın değil cunku sen buradasın, benim kalbimde. Ve burası senin mezarın değil evin, çünkü yaşıyorsun. Nereye gidersen git. Nerede olursan ol. Bu kalp bir gün durduğunda bile onu durduran sen olsan bile yaşayacağın yer burası.
"Siyah saçlı, beyaz tenli, kara gözlü, bir doksan altı boyunda. Maşallah dağ gibi adam. Çok güzel gülüyor,muazzam kokuyor. İnsanı bir bakışıyla taşa çevirir o decede çekici."
Herkese iyi hafta sonları dilerim canlarım bugün size severek okuduğum gençlik kurgusu ile geldim. İkincisi heyecanla bekliyorum. Her sayfasını merak okudum ay ne olmuş, nasıl olmuş diye diye bir baktım kitap bitmişti. 541 sayfa ama kendini okurturduğu icin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Bu arada yazarın kalemi ile tanışma kitabım oldu. Gelelim konusuna,
Onlar lisenin son sınıfında okuyan sekiz kişilik arkadaş grubuydular. İçlerinden birinin iyiliği için bir suç işlerler. Ve bu suç ölümle sonuçlanır. Bu olaydan sonra birinin hayali gerçek olurken diğeri suçu üstlenerek hapise girmek zorunda kalır. Diğerleri ise çil yavrusu gibi dağılırlar. Her biri başka şehire gider. Bir daha görüşmezler. Taaaa ki Nil biri ile çarpışına kadar.
Yağız birilerinden kaçarken biri ile çarpışır çarptığı kişi yıllar evvel ki arkadaşı nil'dir.
Ve Yağız nil'e bir teklifte bulunur. Eski dostlarını bulmak için yola çıkarlar. Ama unuttukları birsey vardı hiçbiri eskisi gibi değildi. Birbirlerini bulduklarında da sırlar, yalanlar, bir bir ortaya çıkar. BulBurada en çok üzüldüğüm Arden koral'dı hayatı mahvolmuştu. Herkes ile bağını koparmıştı. Arden'i bulduklarında onlar ile görüşmek istemez. Onlara hiç iyi davranmaz çok kızdım ama sonra okudukça haklı oldugu nedenleri olduğunu öğrendim ve hak verdin. Bu sekizli grupta en favorim Yağız 'dı tam fırlama derler yaa çok gülerek okudum. Bebeğim yağızım dediğimde okuyanlar anladı.
Herkesi bulduklarında her şey normal iken biri onlara öyle bir teklif ile geliyor ki bakalım ne yapacaklar. Siz bu kitabı okurken ben ikinciyi beklemekteyim.
Insan kendini nereye ait hissediyorsa orasıdır yuvası derler. Benim yuvam sizdiniz, benim annem de babam da sendin.
Bu incileri benin için bile olsa dökmeyeceksin denedim mi ben sana.
Kimse ne bir başkasıyla tamamlanacak
Gunaydinlar nasılsınız bakalım. Yine size harika bit kitap ile geldim. Zaten yazan harika biri olunca kitapları da öyle oluyor.
Kitabımız 1864 Çerkes sürgünü ve soykırımını anlatıyor. Okurken sanki onlarla o ana gidiyorsunuz gibi hissediyorsunuz. Valla @semasoykan ne yazsa okurum. Bu kitabını da okurken gözlerim dola dola okudum. O yıllardaki yaşananlar açlık,sefalet. Rus askerlerinin yaptıkları insanlara şiddetlerini, katliamlarını, insanların zorla göç ettiklerini okurken tüylerim diken diken oldu. Hala etkisindeyim.
Neri ananesinden kalan antika küpü satmak için suphi amcasının dükkanına gider. Ama orada suphi amcasının yerine oğlu aras ile karşılaşır. Ama bu karşılama aslında yıllar öncesine dayanıyor. Neri arası tanısada aras onu tanıyamaz.
Neri uzun yıllar yurt dışında yaşamak zorunda kalmış daha doğrusu zorunda bırakılmış dedesi tarafından. Dedesinin bir nedeni vardı onu yollamaya koruyup kollamaya.
Küpü açtıklarında içinden bir sürü mektup çıkar. Bu mektuplar rahmetli ananesine aittir. Onun yazdığı romanın parçalarıdır. O mektuplarda işte yukarıda dediğim gibi çekilen acıların satırları vardır. Birde janset,jankat ve elbruz üçlüsünün hayatlarına,yaşadıklarına konuk oluyoruz.
Elbruz taa çocukluğundan beri janseti sever ama bunu dile getirmesi yasaktır yaşadığı bölgede böyle birsey dile getirilemez. Yıllarca içine gömer ama bir gün açıldığında janset ona sadece dost olarak gördüğünü dile getirir. Jankat nişanlıdır. Savaşmaya gider ama bazı sebeplerden dolayı sevdiğine bir türlü gidemez. Bu üçlüyü okurken içim de hissettim onların sevdalarını. Janset bir gün Rus askerinin tacizine uğrar. Elbruz onu kurtarmaya gider ve ne olursa olsun onu canı pahasına koruyacağına nişanlısı jankata teslim edeceğini söyler.
Elbruz hala seni düşünüyorum gerçekten beni çok