Kendime bakıyorum. Kendi kendimin seyircisiyim ben. Duygularım, içimdeki
bilmediğim bir gözün önünden, dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor. Kendimden sıkılıyorum. Her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile, sıkıntımın
rengine bürünmüş.
Hayatım kavruk kaldı, çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi. Sonunda düşlerin verdiği yorgunluk beni ele geçirdi... Bunu hissedince, dışımdan gelen, sahte bir duyguya kapıldım, sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa... Kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada. Daha önce olduğum bir şeyim. Var olduğumu hissettiğim yerde değilim; kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum. Her şeyden sıkılarak gevşiyorum. Ruhumdan kovulmuşum sanki.
Neredeyse yalvaracağım tanrılara, tabii var iseler; beni bir kasanın içinde tutar gibi
korusunlar, gönül yaralarından da, hayatın verebileceği sevinçlerden de esirgesinler diye.