Başmabeyinci esefle başını sallayıp, "Ne talihsiz adam!" demiş. "Tam muradına ereceği anda öldü!"
Gözlerini dervişin yüzünden ayırmayan melike, "Sus!" demiş. "Ondan daha talihli insan var mı? Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir 'Ah!' diyerek düşüp ölebilendir."
İsrâ gecesi bir kavim üzerine geldim ki karınları evler gibi, içleri de yılanlarla dolu idi, karınları dışından görülüyordu. Ben Cibril'e: 'Bunlar kimdir?' diye sordum. O da: 'Bunlar faiz yiyenlerdir.' dedi.
Namaz kılanın rızkı ayağına gelir, zekât verenin malı artar, sadaka verenin âfiyeti yerinde olur. Zina eden fakir olur, zulmeden de harap olur, yok olur, mahvolur gider; giden zalimler gibi.
İbrahim aleyhisselâm'ın misafirsiz yemek yemediği meşhurdur. Bir gün bir kâfir uğramıştı, ona îmân teklif etti, o da geri dönüp gitti. Cenâb-ı Hak'tan kendisine şöyle hitap geldi:
"Yâ İbrahim! Ben ona 90 senedir rızık veriyorum da sana bir gün uğradı, 'iman etmedi.' diye ekmek vermedin."
Bunun üzerine İbrahim aleyhisselâm adamın arkasından koşup çağırdı: Ve "Bana Rabbim hitap etti, gel yemeğini ye" deyince kâfirin de insafa gelip îmân ettiği meşhurdur.