Öncelikle yazarımızın bir yahudi olduğunu söyleyeyim, sonra da bir yahudi olarak İsrail'in Filistin'e yaptıklarını objektif bir şekilde yazabilmesini tebrik edeyim.
Badem ağacı... Ne acılara şahit oldun, ne umutlara ve ne amansız ölümlere.
Filistin'in işgali ile birlikte 8 yaşından 60 küsur yaşlarına kadar görmediği acı kalmayan Ahmad Hamid'in perspektifinden bakıyoruz tüm olaylara. Minicik kardeşini mayın patlaması sonucu kaybetmek, babasının suçsuz yere 14 yıl mahkum edilmesi, daha kendisi bakıma muhtaçken koca bir aileye bakmak zorunda kalması, evlerinin yıkılması, yiyecek bir lokma ekmek bulamamak bu acılardan yalnızca birkaçı.
Yazarımız işgal altındaki halkı ve çektiği acıları öyle dümdüz anlatmış ki. Hiçbir çarpıtma olmadan, abartı ya da hafifletme olmadan. Gerçekler tokat gibi çarpıyor yüzünüze ve bütün bunların günümüzde de yaşandığı yerler olduğunu düşünüp ne kadar umarsız yaşadığınıza hayret ediyorsunuz.
Bir halk düşünün, soykırıma uğramış, tüm yakınlarını kaybetmiş, yoksulluğun dibini görmüş bir halk. Sonrasında güçlenip tarihten intikam alırcasına, kendine hak görürcesine bunların neredeyse aynısını başka bir halka yapan bir halk.
Kitap bu konuya çok güzel göndermeler yapıyor, sorgulatıyor. Nefret kim için zararlı? Nefret eden kişiye mi, edilen kişiye mi? Hayatını nasıl geri kazanırsın? İntikamla mı, barışla mı?
Unutmak mı, hatırlamak mı? Karakterle beraber siz de soruyorsunuz bunları kendinize.
Sonunda ise o dünyadan sıyrılıp kendi dünyanıza dönmek/dönebilmek o acıları yaşayan tüm halklar için utandırıyor sizi.