Yoksul bir köylünün kısa ama uzun bir hikayesi diyebilirim...İnsanlara yardım etmeyi seven ve bu yardımı yüzünden mahkum edilen,mahkum edilen yerden defalarca kaçmaya çalıştığı için cezası katlanan bir insanin öyküsü...Daha sonraları hayata küsmüş ve insanlara karşı kötüleşmiş daha ileriki zamanların da hayatın iyiliklerini tekrar görüp herkesin sevgisini kazanmış birinin hikâyesini anlatır...Edebiyat klasiği olan bu kitabın; aklınız daki kitap raflarında yeri alması gerekir bence...
Okurken adeta beni içine çeken ve bitince de çok üzüldüğüm o güzel kitap... Kitabın olay örgüsü olsun, benzersiz betimlemeleri olsun, insanı içine alan içine çeken mekanları olsun adeta harika. Hugo kitabını titiz bir işçilikle meydana getirmiş. Bence kendini yalnız, kimsesiz, üzgün veya fakir hisseden herkesin okuması gereken başlıca kitap. Ben de iyi ki bu kadar geç okumuşum bu kitabı. Çünkü şu ana kadar okuduğum tüm kitaplardan izler buldum içinde.
Uyuyor. Tuhaf kader olmasına rağmen
yaşadı.
Meleğini kaybedince ölüp gitti
İşler kendiliğinden olup bitti
Tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.
Sefiller , Fransız yazar Victor Hugo’nun başyapıtıdır. Romanda Jan Valijan adında bir karakter sefaletten dolayı yalnızca bir ekmek çalma girişiminde bulunduğu için kürek mahkumu olmuştur. İşte Jan Valijan’ın acıklı hayatına burada şahit olmaya başlıyoruz. Cezasını bitirdiğinde zaten hayattan sillesini yemiş olan baş karakterimiz , toplumdan da bir sille yemez mi dersiniz? Elbette yer! Elinizde hiçbir şeyiniz kalmadığında hayat kadar insanlar da size acımasız davranır ve yargılarlar. İşte Jan Valijan da kuzenleri sefaletten ölmesin diye çaldığı bir ekmek yüzünden hırsız , sefil , korkunç bir adam olarak anılacak , çaldığı kapılar yüzüne bir bir çarpılacaktı. Tabii bu hayatta 100 insan varsa 100’ü de kötü kalpli değildir ya... Ne acıklıdır ki bu 100 insandan sadece biri yargılamadan dinler Jan Valijan’ı. Bir psikopos onu evinde ağırlar fakat bu sefer Jan Valijan psikoposun gümüş takımlarını çalar , yakalanır. Romanın bir diğer bölümünü kapsayan Kozet’ten de çok fazla ayrıntı vermeden bahsetmek isterim. Kozet de Fantin adında terk edilmiş güzeller güzeli bir kadının yeni doğmuş kızıdır. Fantin terk edildikten sonra para kazanmak için başka bir yere yerleşir ve kızını da Tenardiyelere emanet edip o birikim yapana kadar para karşılığı bakmalarını , döndüğünde kızını alacağını söyler. Fakat Kozet’e öyle düşündüğü gibi güzel bakılmayacaktır. Olaylar buradan sonra karmaşıklaşır. Tüm romanı özetlemek uzun süreceğinden bu kısımlardan fazla bahsetmeden düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Romanda bütün bu farklı olay örgüleri en sonunda birleşip birbirini tamamlıyor ve yollar Jan Valijan’da kesişiyor. Sefalet , acımasızlık , aşk , şöhret , vicdan , kötülük , iyilik ve daha birçok duyguyu hissedeceksiniz okuduğunuzda. Gerçekten başyapıt sıfatını iliklerine kadar hak eden oldukça
SefillerVictor Hugo · Kitap Zamanı Yayınları · 2011105,2bin okunma
” Benim mutluluğa hakkım yok bayım, ben bir sefilim! Benim kaderim, kara harflerle alnıma yazılı… ”
Sefalet.. Bir kelimenin bu kadar yükü taşıdığı henüz görülmemiştir şu içler acısı dünyada. Ve Jean Valjean, daha önce hiçbir roman karakteri bu kadar erdemli bir hırsız olmadı şu kokuşmuş dünyada…
Ve sefaleti, uzaklardaki kızına para göndermek için saçlarını kestiren sefil bir annenin, Fantine’nin sözlerinden anlayalım isterseniz :
” Yavrum artık üşümeyecek. Onu saçlarımla giydirdim. ”
Bu incelememizde öyle bir kitaptan bahsedeceğiz ki, bu şaheseri sadece özetlemeye kalksak yeni bir kitap yazmış kadar oluruz. O yüzden her zamanki kendi üslubumla, bir kitaptan çıkarılacak dersler üzerine yoğunlaşalım istiyorum. Gelin hep beraber kitabın farklı farklı yerlerinden kesitlerle bakalım bu başyapıta.
Kitabımızın ana karakteri olan Jean Valjean, açlıktan kıvranan iki yeğeni için fırıncıdan ekmek ister. Ancak kalbi bir kayanın içi kadar sertleşmiş fırıncımız bir ekmeği çok görür adamcağıza. Jean da çaresiz çalar ekmeği ve yakalanıp hapse atılır. Adaletsiz bir adaletin kurbanı olmuşur. Adalete dayanmayan yasaların boyunduruğunda.
” 14 yaşımdayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldığımda beni zindana attılar ve orada tam 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur. ”
İşte tam bu noktada hukukun ve adaletin o yıllardaki uygulanışına sağlam bir yumruk vurur Victor Hugo. Halkı sefalete giriftar edip sonra da açlıktan ekmek çalanları hapse atanların aynı kişiler olmasından yakınır, romanın karakterleriyle.
Hugo’nun içsel varlığımız olan ruhumuzu bedenizimden üstün tutan yaklaşımı romanın her yerinden belli belirsiz fışkırıverir. Ama Jean Valjean’ı Jean Valjean yapan o büyük dersi veren piskoposun, erdem kokan kelimeleri kadar da akıcı ve nasihat edicidir çoğu kez
Jan Valjan.. Öyle garip bir hayati var ki,öyle garip bir adam ki hikayesi sizi çok etkileyecek. Yoksulluğu,iyiliği,fedakarlığı,sevgiyi ve daha bir çok duyguyu içinde barındırıyor. Kitabın içine öyle bir giriyorsunuz ki bazı yerlerinde gözleriniz doluyor. Bu kitap sayesinde bir çok hayatlara şahit olacaksınız ve bu hayatlar sizi çok etkileyecek.
Victor Hugo muhteşem dili ile yazdığı bu kitap okunması gereken kitaplar listesinin en başlarında bulunuyor..
𝕊𝔼𝔽İ𝕃𝕃𝔼ℝ
Sefiller kitabını okuduktan sonra “neden bu kitabı daha önce okumamışım” diye çok düşündüm. Çevremdeki birçok kişiye bu kitabı okuması yönünden tavsiye verdim ve birçok okur severek sefiller kitabını okudu.♡
Romanın her sayfasında dolu dolu olaylar var ve bu olaylar benim kitabı elimden bırakamama vesile oldular. Olay örgüsü tek kelimeyle “mükemmel”.
Eserin klasikliği, büyüklüğü, yazarın büyüklüğü zaten tartışmalara kapalı bir konu.
Her karakter bambaşka bir hikaye, başka bir konu. Her karakter beni etkisi altına aldı.
Baş karakterlerden Jean Valijen ve kızı gibi sahiplendiği Cosette. Parkta güzel bir kız olan Cosette ve yaşlı Jean Valijen’i bankta oturuken görüp Cosette’ye aşık olan Marius unutamadığım karakterlerden.
Ayrıca romandaki Cosette ve Marius’un hikayesi okunmaya değer bir olay örgüsü sunuyor biz okurlara.
Romanda Cosette ve Marius’un birbirlerine olan sevgisi için yazılmış “Birbirinden ayrı düşen aşıklara ne yazık! Birbirlerine mektup yazamazlar, haberleşemezler.Ama birbirlerine kuşların cıvıltısını, çiçeklerin kokusunu, güneşin ışığını, yıldızların pırıltısını gönderirler.” ve “Tek başına bütün dünyayı dolduran bir kimsenin birden bire yok olması, ne büyük boşluk yaratır seven bir yürekte.” paragrafları altının çizdiğim kısımlardan oldu.
Sevgili okurlara söylemek isterim ki KESİN okunması gereken bir klasik!
Rus edebiyatıni bı türlü sevemedim. Konu çok güzel cazip ama betinlemelerin uzun oluşu nerdeyse dönüp ne okumuştum ben dedirtiyor ama tabiiki bir klasik ve baş yapit
SefillerVictor Hugo · Kitap Zamanı Yayınları · 2011105,2bin okunma
Herkesin " Aa! Evet, lisede okumuştum çok güzel bir kitaptı." dediği o eserdeyiz. Sefiller. Birçok insan lisede klasikleri okurken eline almış ve okumuştur en azından öyle düşünüyorum. Ancak ben bu eserin liseden sonra belki de üniversiteyi bitirdikten veyahut hayat tecrübesi edindikten, bir başka deyişle de bugün olduğunuz insan olduktan sonra bu eseri tekrar okumanızı isterim.
Evet yıllar önce okuduğunuz o eser değil bu! İnanın bana, bu o eser değil! Okuyunca bana hak vereceksiniz zira Jan Valjan, lise zamanında tanıdığınız Jan Valjan değil. Ona yıllar geçtikçe çok farklı anlamlar kattınız buna emin olun.
Kitaba dair çok fazla inceleme, eleştiri, tahlil vs yapıldı ve yapılmaya devam edecektir şüphesiz. Ben sadece liseden veya gençlik yıllarınızdan sonra bu nadide esere bir kez daha merhaba deyip Jan Valjan'ın sofrasına oturup onu birkez daha dinlemenizi istemek için yazıyorum bu inceleme yazısını.
Son olarak küçük bir ricam olacak sizlerden. Yıllar önce tanışıp şimdi tekrar sohbet etmek için sofrasına oturduğunuz Jan Valjan'a selam iletmenizi rica edeceğim: Bir ekmek çalmasa da evine götürürken öldürülenlerden, ekmek olmasada baklava çalanlardan, hayalleri çalınan nice çocuktan, yaşamları çalınan kadınlardan, saatlerce çalıştırılan veya "kaderi" ölmek olan eli nasırlı işçilerden ve daha nicelerinden...
Jan Valjan'a sevgilerle, iyi okumalar...
Sırf bir somun ekmek çaldı diye (bakımını üstlendiği yeğenlerini doyurmak için)19 yıl kürek cezasına çarptırılan Jan Valjean ne yazık ki cezasını çektikten sonrada rahata kavusamamis, çaldığı her kapı yüzüne kapanmıştır .yalnızca biri ona kapısını açmış ve kendisine sevmeyi , sevilmeyi , ve iyiliği öğretmiştir .Piskopos ile tanışmak Jan Valjean için dönüm noktası olmuş hayatını iyilik yapmaya adamıştır .ne yazık ki eski hayatı peşini bırakmamış ona kabus gibi günler yaşatmıştır . İyilik ve sevgi sayesinde bu engelleri de aşmış. Kesinlikle okunmaya değer bir eser .herkese iyi okumalar :)
Victor Hugo 26 Şubat 1802'de Fransa'da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı. 1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları, tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de kazayla boğularak ölmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Devrimleri'nden sonra parlemento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı, başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı.
Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misérables (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi.
Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti.
1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir." diyerek 22 Mayıs 1885 yılında hayata gözlerini yummuştur.