Merhaba bugün size @artemisyayinlari ndan cıkan Tanrilarin Oyunlari kitabiyla geldim.Kitabın konusu,
Tanrılar her yüz yılda bir toplanıp “Kim Olimpos’un patronu olacak?” diye tartışınca, çözümü yine ölümlüleri birbirine kırdırmakta bulur. Ölümcül oyunlar düzenler ve adı: Crucible. İçeriği ise net: koş, savaş, düşün, aşık olma (ama tabii ki olursun) ve mümkünse ölme.
Bu ilahi kaosun tam ortasına, Zeus tarafından “sevilemez” diye lanetlenmiş Lyra Keres düşer. Yani kızın kaderinde aşk yoktur… ya da öyle sanılır. Çünkü yeraltının karizmatik, mesafeli ve fazlasıyla gizemli tanrısı Hades, çıkagelip Lyra’yı kendi şampiyonu seçer. Mantıklı mı? Hayır. Kader mi? Kesinlikle.
Lyra bir yandan ölümcül görevlerden sağ çıkmaya çalışırken, diğer yandan
“Ben lanetliyim, bu adam bana bakmamalı”
“Bu adam bana bakıyor ama çok tehlikeli”
“Bu adam çok tehlikeli ama… çok yakışıklı” üçgeninde sıkışır.
Hades ise sessiz, karanlık ve duygularını gömmekte olimpik seviyede başarılıdır ama Lyra’ya gelince işler karışır. Çünkü lanetler, tanrılar ve kurallar vardır… Ama kalp pek dinlemez. Özellikle konu yeraltı tanrısıysa.
Görevler kanlıdır, tanrılar entrikacıdır, Olimpos dedikodu kazanıdır. Ama tüm kaosun ortasında, ölümlü bir kızla ölümsüz bir tanrının yavaş yavaş inkâr ettikleri bir bağ filizlenir. Tehlikeli, yasaklı ve fazlasıyla çekici.
Bu kitap romantizmin “yanlış kişi, yanlış zaman, yanlış evren” hâli adeta.
Aşkın, tanrıların bile kurallarını bozan tek şey olabileceğini tatlı bir sekilde anlatıyor. Devamını merakla ediyorum...