Evet, Sefiller. Kimimizin sosyal medyada Victor Hugo’nun kebapçı dükkanına Sefiller giremez mizahıyla hatırladığı, kimimizin çokça duyup okuyamadığı, kimimizin başlayıp yarım bıraktığı ve kimimizin nihayete erdirdiği eseri, Sefilleri konuşacağız.
Edebi bir değer olmanın yanında o dönemin Fransasını öğrenmek içinde oldukça iyi bir kaynak. Siyasi ve tarihsel zemini çok iyi yansıtıyor kitap. Bu da eseri çok kapsamlı bir eser haline getiriyor. Kitap derinliğini de buradan alıyor diyebilirim. Bir roman deyip kenara atılmamalı. Fransanın devrim ruhunu çok güzel bir şekilde yansıtıyor. Çünkü olayları halkın gözünden görüyoruz. Örneğin Temmuz Devrimi, Haziran İsyanı, 1848 Devrimini halkın gözünden anlatıyor Victor Hugo ve bu anlatılar sığ anlatılar değil. 30-40 sayfa sürüyorlar. Nihayetinde öğrenmek kolay bir süreç değil, sabırla okumak gerek.
Victor Hugo mekanları son derece detaylı anlatıyor. Kitap boyunca kimi zaman Paris sokaklarında kimi zaman kanalizasyonlarda geziyoruz. Ana tema adından da anlaşılacağı üzere yoksulluk ve sefalet. Bunu kitaptan bir alıntıyla anlatmak istiyorum:
“ Eğer ki bir erkeğin sefaletine tanık olduysanız sefaleti tanıdığınızı düşünmeyin bir kadının sefaletine bakın, eğer ki bir kadının sefaletine tanık olduysanız bir çocuğun sefaletine bakın, eğer bir çocuğun sefaletine tanık olduysanız bir yaşlının sefaletine tanıklık etmeniz gerek” diyor. Ve bu cümlesinin hakkını karakterlerle bize sefaletin tüm boyutlarını göstererek veriyor.
JEAN VALJEAN: İşlediği çok masum sayılabilecek bir suçtan dolayı uzun yıllar kürek cezasına mahkum kalıyor. Kürek cezası biten Jean Valjean topluma karışamıyor, kalacak yer yiyecek ekmek bulamaz hale geliyor ve bizde bir piskoposun evinde değişimine şahitlik ediyoruz.
JAVERT: Jean Valjean’in peşine takılan polis.