Siyah beyaz kefiyye bizim için her şeydi. Bazen bir kadının namaz örtüsü, bazen bir bebeğin yatak örtüsü, bazen üşüyenlerin şalı ama en mühimi direnişin sembolü. Direnişçilerin silahı, maskesi, kopmaz parçaları...
Bu topraklar böyledir. İçine alır insanı. Dakikalar içinde. Hızlıca. Kabullenmemeyi, direnmeyi öğretir. Gazze'ye ilk adımı atmamla beraber beni sarmalayan duyguları tarif etmek zor ama en tarif edilebilir cümleler şunlar: tükenmeyen bir ümit ve zayıflamayan bir mücadele.
İşgale direnen Filistin. Sana seni anlatacak değilim ama sen de görüyorsun ya ne kadar güçlüsün. Acılar içindesin fakat Şu anlatılamaz mağrur duruşun tüylerimi ürpertiyor. Her yanından yaralısın ama hālā dimdik ayakta kalışın umutlarımı diri tutuyor.
Filistin! Can çekişsen de henüz düşmedin, Filistin!"
Özgürlük ninnileriyle büyüyen bizlerin önünde, nämütenähiye uzanan koskocaman bir yol vardır. O yolun başı zulüm, kan, göz yaşı, ortası sabır, mücadele, direniş; bitişi ise inşaAllah ya özgürlük ya da şehadettir," diyordu o, Muhammed Mirza.
"Ya şebab! (Ey gençler) , bu yolda can vererek şehadet şerbetini içmek ne büyük şereftir! Elhamdulillah dava yolundayız. Yaralanıyoruz, ölüyoruz, sevdiklerimizi kendi ellerimizle toprağa emanet ediyoruz, evlerimiz başlarımıza yıkılıyor ama yine de davamızı sahipsiz bırakmıyoruz. Attığımız her adım, niyetimize sadakatle bağlı. Bizler zulmü durdurmak, islamı topraklarımızda aUnutmayın ki, bu dava sizin omuzlarınızda yükselecek ve zafere ulaşacak. Bu kutlu yol için yaşayıpziz kılmak ve Mescid-i Aksa'yı özgürlüğüne kavuşturmak uğruna savaşıyoruz ve Allah'ın rızasını kazanacağımızı ümit ediyoruz."