Yıldızlar birer birer acıların göğsüne kaydı
Bir kıvılcım parladı gecede, karanlığı yardı Suskunluğu yamalı çığlıklar sardı...
...
Rüzgar bağırıyor, dinle
Toprak taşımış hezeyanı diline
Ve sanki fısıldıyor ikisi de:
"Tutuşan Gazze'yi izle!'
...
Savaştayız; kana susamış vahşetin pençelerinde
Istırabımız yalnız bir zindan masalı körlere
Ehlileşmiş kısır döngü hep böyle:
Ne uzaktaki amâlar görür äfäk'ı; ne de âfåktakiler arafı...'
Tutuklu bulunan Şeyh Şahabettin ile kardeşi Seyyid Ali idam edildi. Onlarla birlikte birçok âlim de asıldı. Şeyh Şahabettin ile Seyyid Ali idam sehpasına götürülürken Şeyh Şahabettin kardeşinin ağladığını görüyor. Ona; "sen korkuyormusun" diye soruyor. Seyyid Ali; "Hayır korkmuyorum, ancak şu millet senin gibi büyük bir âlimden yoksun kalacak diye üzülüyorum." Diyor. Ve ikisi birlikte tereddütsüz darağacına yürüyorlar.
Bediüzzaman; "Eski harbi umumiden (1. dünya savaşından) biraz evvel ben Van'da iken bazı dindar ve muttaki zatlar yanıma geldiler. Dediler ki bazı kumandanlarla dinsizlik oluyor, gel bize iştirak et biz bu reislere isyan edeceğiz. (Osmanlı hükümeti zamanında) Bende dedim ki, o fenalıklar ve o dinsizlikler o kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mesul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüz binler evliya var. Ben orduya karşı kılıç çekmem ve size iştirak etmem. O zatlar da benden ayrıldılar." Diye ifade ediyor. Bu çok açık bir hadisedir. Tarihi vesikalarla ortada iken kimi maksatlı insanlar ne diye hâlâ bu konuyu saptırmak istiyorlar, anlamak mümkün değil. Bu insanlar hadisenin gerçeğini biliyorlar ve buna rağmen konuyu saptırma, zihinleri bulandırma peşinde oldukları aşikardır. Tıpkı; "Şeyh Said Ingilizlerin ajanıdır" diye diye tarih kitaplarında yazılıp çocuklarımıza okutulan ve hükümetin ders müfredatında düşürmediği iftira gibi bir iftiradır...