• "Osmanlı eğer Filistin'den çekilirse, orada kıyamete kadar kan durmayacaktır."
    Abdülhamid Han
  • jose

    dün sana mektup yazarken,
    yanıbaşımda nihavent makamı öldü jose,
    kan tutan bir tambur
    ud'un gövdesine sarıldı,
    tanklara taş atan çocuklar
    yoklamaya katılmadılar coğrafya dersinde bu gün,
    göğün rahmine eğilip
    karanlikta kendini asanların sesini duyuyor musun?
    aldığım her nefes artık yarıdayken vuruluyor bu şehirde,
    filistin çiçeğide hasta düştü penceremde jose
    ve ben gülmekten ölürsem
    bunu yalnızca adres değişikliği say...
  • Şifa Hastanesi(Filistin) önünde yaralı yakınlarıyla röportaj yapıyordum. O sırada önümden 2 yaşında tertemiz yüzlü bir çocuk geçti: Abdurrahman. Babasının kolları arasında bir çarşafın içinde sarılı cesedi hâlâ acı çekiyor gibiydi. İlkin aklıma henüz bir yaşını doldurmayan oğlum Yusuf Emir geldi. Sonra da o ayet: "Bi eyyi zenbin kutilet?"( Hangi suçtan öldürüldü? / Tekvir 9)
  • İngiliz belgelerinden öğrenmekteyiz ki, Mekke Şerifi Hüseyin, İngiliz emperyalizminin kiralık ada mıdır. İngiliz Hükümeti, şeriatın emperyalizm hizmetinde kullanılması için, Emir Hüseyin'e 1915-1920 yılları arasında, her ay 200 bin altın sterlin ödemiştir. Bu ücretli şeriatçı ve oğlu Faysal, Siyonistlerin Filistin'de yerleşmesinde de önemli bir rol oynamıştır. Tel Aviv'deki Weizman Enstitüsü arşivlerine göre Şerif Hüseyin ve oğlu Faysal, Siyonistlerle temas ederek Yahudilerin, Filistin üzerinde hakları olduğunu kabul etmişlerdir.
    Doğan Avcıoğlu
    Sayfa 25 - Kaynak Yayınları
  • "Ben Barbaros, Birleşmiş Milletler genel sekreteriyim. Dört yaşayan ve bir ölü lisanda yazıp, okuyup, konuşabiliyorum. Dünya üzerindeki nadir asillerdenim. İsrail-Filistin, Kıbrıs, Orta Afrika ve diğer coğrafyalardaki insanlara dair bütün sorunları çözebilirim." Hakan dudaklarını kapatıp iki yanını yanaklarına gömdü. Dişlerini göstermeden güldü. Bir ses çıkarmadı. Sadece yüzünde binlerce karınca varmış gibi hissetti. Karıncaların küçük ayaklarını derisinde hissetti. Sonra karıncalar yok oldu. Dudaklarının iki yanı gömüldükleri yerden çıktılar ve Hakan, Bijan'da yaptırılmış sekiz düğmeli lacivert takım elbiseli dostunun yanında yürüdüğünü düşündü. Birleşmiş Milletler genel sekreteri dizleri yırtık bir Levi's 501 ve siyahı gri olmuş Adidas eşofman üstü giyiyor olamazdı. Bu kez düşünmedi, sadece söyledi:

    "Ben Hakan, mükemmel insanı yaratan insanım ve gerisinin hiçbir önemi yok."
  • Selâm olsun Afrika
    Selâm olsun Arıkan
    Selâm olsun Somali
    Selâm olsun Filistin
    Selâm olsun sokaktaki çocuğum
    Selâm olsun sessizce çığlık atan insanım..
    Ve affedin uyuyan kalbimi
  • Erik ağacı
    Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...
    Kitabı okurken bir yandan Yahudilerin Filistin'de yaptıkları zulümler aklıma geldikçe Nazilerin uyguladığı zulümlere karşı ağlamamak için kendimle savaştım ama başaramadım ben insanım etimle kemigimle ruhumla insanım ve ağladım ağladım savaşa yapılan soykırıma çocuklara yaşlılara ve insanlığa...
    Alman nazi zulmünü okurken,kendi atalarım aklıma geldi ve bu büyük milletin bir ferdi olduğum için gurur duydum.Fatih sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettikten sonraki sözleri kulaklarımda çınladı;
    Savaş sonunda fatih, beyaz atına binmiş, ordusunun önünde, yanında hocaları bulunduğu halde istanbul’a ilk defa girerken, şehir halkı heyecanla türk ordusunu karşılamaktadır. fatih, şehre girince doğruca ayasofya’nın önüne gelir. burada büyük rütbeli papazlar, kesisler ve halk padişahın atının ayaklarına ağlayarak kapanırlar. o zamanlarda bir hükümdar, bir şehri zapdettiği zaman yağma ederdi. bizanslılar da bunu bekliyorlardı fakat büyük türk sultanı bu yerlerde sürünen bizanslılara şu şahane sözleri söylemiştir: ‘kalkınız ve müsterih olunuz. ben sultan mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. kimsenin malı yağma edilmeyecektir. kimseye zulüm yapılmayacaktır. hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.’ bu şahane müsamaha rumları şaşırttı. bu ne büyük kumandandı! İşte biz bu büyük atalarımızın torunlarıyız.gelelim kitap konusuna;Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...
    Büyükannemin söylediği en güzel sözdü bu. Çünkü kökün ne kadar güçlü olursa vereceğin meyve de o kadar güzel olur. Ancak benim meyve verecek dallarımı daha on yedi yaşındayken kırdılar. Dün ile bugün arasında öyle çok fark var ki... Isaac ile erik ağaçlarının arasında koşturup, birlikte büyüdüğümüz küçük Alman köyüne rüzgârlı tepeden baktığımız günler çok mu geride kaldı şimdi?
    1938 yılının sonbaharı, neden savaşı beraberinde getirdi ki? Sürekli kulağımda yankılanan bomba ve siren seslerini kim silecek? Ailem ve ben sığınağa tam vaktinde gidebilecek miyiz düşüncesinden ne zaman kurtulacağım peki?
    Neyi özlüyorum biliyor musunuz? Isaac ile birlikte yumuşacık ekmek üzerine sürüp yediğimiz erik reçelinin tadını. O erik reçeli benim çocukluğum, hayallerim ve umutlarımdı. Ah Isaac... İnançlarımız yüzünden bu savaş bizi ayırsa da kalbimdeki seni nasıl alacaklar? Ben, Christine Bölz, her neredeysen orada senin yanındayım. Seni seviyorum, sevgilim ve senden hiç vazgeçmeyeceğim. Hem aşk için kimler neleri feda etmedi ki...
    Ardımda Kalanlar ile gönülleri fetheden Ellen Marie Wiseman, bu kez Erik Ağacı ile okuyucularıyla buluşuyor. Annesinin hayatına dayanan hikâye cesareti, kurtuluşu, kalp kırıklıklarını ve aşkla uyanan umudu müthiş bir gerçeklikle anlatıyor.
    Eğer kendi atalarımıza ve tarihimize hayranlığınızı tazelemek isterseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim.İyi okumalar...
    Ellen Marıe Wıseman
    Erik ağacı
    Akadya yayınları
    Çeviri:Dilek Paradan