• Okuldaki ders kitaplarımız 6000 yıl önce yerleşik hayata geçen Sümer uygarlığından çok az bahseder, ama Kayıp uygarlıklar bize ;İndus Vadisi Uygarlığı, günümüz Pakistan ve Batı Hindistan bölgelerini kapsayan oldukça büyük ve tarihin en önemli antik uygarlıklarından biriydi. Kuzey Amerika daki Klovis Uygarlığını,Orta Amerika daki Maya uygarlığı, gizemli bir şekilde ortadan kaybolan medeniyetlere klasik bir örnek teşkil eder. Müthiş anıtları, şehir ve yolları Orta Amerika’nın ormanları tarafından deyim yerindeyse yutulmuş bir halde, bugün Ürdün, Filistin ve kuzey Arabistan’ı kapsayan bölgede Nebati Uygarlığı ve nice Kaybolan Uyagarlıkalar.
  • Aşk ve aşkın tarifiyle ilgili söylenen ve anlatılan, anlatılmak istenen neyse hepsi hikaye ve fasafiso... Hiç bir şey söylendiği ve anlatıldığı gibi değil. Söylenildiğiyle anlatıldığıyla kalıyor. Eee hal böyle olunca hikaye ve fasafiso'dan başka hiç bir şey değildir. Burada herkes AŞK'ı her türlü alanın literatüründe kavram ve olgu içerisinde kendi iz'anına anlayışına göre kendisinde olmayan fakat öyle görünme çabası içerisinde tarif ediyor. Ama hiçte öyle değil. O klişeleşmiş olan; yok vav gibi, elif gibi dik durmak, yok yaşanılan ancak anlatılmaz bir şeymiş vs vs yapmacık söylemleri çoook duyduk. Aşk Filistin'de, Yemen'de, Arakan'da, Mynmar'da, Doğu Türkistan'da, Keşmir'de, Patani'de, Suriye'de, Irak'ta, Çeçenistan'da, Mısır'daki firavunlar karşı dimdik durup mücadele etmektir. Gerisi HİKAYE....
  • Genellikle Mustafa Kemal Paşa'nın komuta ettiği 7. Ordu'nun Filistin'de yenilmediği, başarıyla geri çekildiği anlatılır.

    Avni Paşa ise bu olayı farklı anlatıyor:

    "Filistin bozgununu gayet veciz ve yalın sözlerle ifade eden ve değerlendiren M.Kemal Paşa'nın işbu telgrafına ilave edecek bir şey yoktur. Yalnız Şam'ın savunmasıyla görevlendirilen İsmet İnönü'nün bu defa da sorumluluklarını, görevini ve Şam'ı yüz üstü bırakıp kendi kararıyla Halep'e firar ve oradan İstanbul'a kaçtığını ve kendisinin (M.Kemal'in) Halep'te sahra muharebesi yapacak halde değilken, Halep'in meşhur 'sahra âlemi'nin birçoklarından geri kalmadığını ilave etseydi, bir askerî ve insanî fazilet göstermiş olurdu. (...)

    Ordu ve kolordularını düşmana teslim edip yalnız aziz canlarını kurtaran kahraman komutanlar elleri boş olarak Halep'e gelebilmişlerdi."

    Avni Paşa daha sonra Mustafa Kemal Paşa'nın Filistin'e Padişah Yaveri üniformasıyla gelişine dair bir hatırasına yer veriyor.

    7. Ordu Komutanı olarak Filistin'e gönderilen M.Kemal'in şerefine Şam civarında, Başmenzil karargâhında bir yemek verilmiştir. Mustafa Kemal, yemekteki konuşmasında Vahdettin'i övmüş ve yüksek hoşgörüsünden onur duyduğunu anlatmıştır.

    M.Kemal'e göre Vahdettin "feraset ve zekâ" sahibidir, olayları çok yerinde değerlendirmektedir ve tek taraflı barış yaparak ülkeyi savaştan çıkarmaya çalışmaktadır. Zaten kendisi de Padişah'ın bu hedefini gerçekleştirmek üzere buradadır.

    İzmir'in işgalinden sonra protesto amacıyla istifa etmeye hazırlanan kabine üyelerini ziyarete giden M.Kemal Paşa'nın, "O halde benim Samsun'a gönderilmem ne olacak?" diye telaşlandığını ve onlara "Aman efendim, bence istifanız hiç uygun değildir. Aksine, ısrar ederek göreve devam etmek gerekir." dediği de Avni Paşa'nın iddiaları arasında.

    Küçümsenip alay edilen Misak-ı Halife...

    Avni Paşa'nın hatıratından öğrendiğimiz bir başka gerçek ise Misak-ı Milli yanında bir de Misak-ı Halife'nin varlığıdır. Misak-ı Milli İtilaf devletlerine karşı yayınladığımız hakkımız olan meşru topraklara dair asgari şarttır. Misak-ı Halife ise Osmanlı'nın bıraktığı geniş topraklar üzerindeki Hilafet'ten gelen manevî haklarıdır. Nitekim Damat Ferid Paşa'nın Paris Konferansı'nda dile getirmek istediği ama İtilaf devletlerince küçümsenip alay edilen talepler gerçekte Misak-ı Hilafet'le ilgiliydi. İngilizler Misak-ı Halife'den hiç mi hiç hoşlanmamışlardı. Çünkü Hilafet'in gücünün tehlikeli bir şekilde kullanılması ihtimalini tehlikeli buluyorlardı. İngilizlerin Halife'yi Anadolu ile uzlaşmaya zorlarken Hilafet'in kaldırılmasını isteyişleri arasındaki çelişkiye dikkat çeken Avni Paşa'nın aşağıdaki ifadesi bence kitabın en çok tartışılacak paragrafı:

    "... Hilâfet'in Türkiye'de kalması lüzum ve gereğine daha ziyade inandım. Yaptığım değerlendirmeden müteessir olanlar; "Paşa, Ankara'da ve Kuvâ-yı Milliye'de hiçbir fert yoktur ki, sizin şimdi söylediklerinizi düşünmüş olsun. Kuvâ-yı Milliye İstanbul'a gelecek İzmir, Edirne'yi almakla ve yalnız Misak-ı Milli'nin tahakkukunu görmekle yetinecektir. Millet de bunun için Mustafa Kemal'in heykelini dikecektir." dediler. Ben de cevaben; "Sizler Mustafa Kemal'in bir heykelinin dikileceğini söylüyorsunuz. Ben ise iki heykelinin yapılacağını zannediyorum. Şu fark ile ki; birini tunçtan; Milliciler Ankara'da yaparlar, diğerini de İngilizler altından Londra'da yapacak ve sırf bunun için Kuvâ-yı Milliye'nin harekâtına katlanacaktır zannediyorum." dedim." [...]

    Ne yazık ki, mevcut kanunlar dolayısıyla (...) işaretiyle yayınlanamayan kısımlar bu hizmeti yeterince yerine getirmesine mani olmuş görünüyor. Artık bu utancı daha fazla yaşamak istemiyoruz. Hatıratlar özgürce konuşabilsin. Ağızlarına takılan susturucular çıkartılsın. Jean Genet'nin dediği gibi tarihin bizi nasıl çarpık çurpuk insanlar haline getirmeye çalıştığı bu meşum üç noktalardan yeterince belli değil mi?
  • Babam ne zaman İsrail'in Filistin'e saldırdığı haberini görse bana şöyle derdi; “Bizim dönemimizde Filistin’e daha bir ayrı önem verilirdi. Şimdikiler hep göstermelik.” Hep itiraz ederdim buna ve “Evet sizin döneminizde önemli olabilir ama bugünün gençleri de o kadar duygusuz değiller.” derdim. Babam da haklıydı, ben de. Bu kitap ile ilgili aldığım bazı notları babamla paylaştığımda ise; “Şimdi inanmışsındır bizim daha çok dava adamı olduğumuza” dedi. Haklıydı evet. O dönemlerde haklı yada haksız her insanın bir davası vardı. Çünkü gençler o zaman şimdiki gibi teknolojik bataklığa saplanmamışlardı. En azından düşünebiliyorlardı ve 'bananeci' değillerdi. İnsanlar doğru ya da yanlış bir amaç güdüyorlardı ve o amaçları için mücadele veriyorlardı. Şimdiki toplumumuz gibi sadece günü kurtarmak için yaşamıyorlardı. Neyse...

    Mehmet Eroğlu’da aslında 1965-80 dönemindeki bir dava için ölüme yürüyen üç dava arkadaşının hikayesini anlatıyor bu eserinde. Anlatırken de olayların gizemi ve psikanaliz tarafı göze çarpıyor. Kendi canını diğer arkadaşlarının canı için feda edebilecek insanlardan, Yahudilerin acımasız işkencelerinden ve bunun psikolojik sorunlarından... Kitapta, 1 Yahudi pilotun 33 Filistinli ile takasından bahsedilmiş. Bu demek oluyor ki onların 1 askeri 33 Müslümanın canından daha değerli kılınmış.

    Yaptığım araştırmalara göre Hamas örgütünün elinde esir olan bir askerin 1000 Filistinli mahkum ile takası söz konusu olmuş. "Vay be!" dedim. "1000=1" Ne eşitlik ama...

    Müslümanlar olarak ne zaman yükselişe geçeceğiz biliyor musunuz? İşte bir canın kıymetini anladığımız, ölüp giden binlerce Müslüman için sadece haberi duyduğumuz anda üzülmeyen ve birlik içinde aynı amacı güden büyük bir topluluk olduğumuz zaman.

    Saygılarımla…
  • "Bizim emperyalizm, Osmanlı emperyalizmi, şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi: Türk milleti kendi başına devlet yapamaz!

    Kudüs'ün en güzel yapısı Almanların, ikinci güzel yapısı yine onların, en büyük yapısı Rusların, bütün öteki binalar ingilizlerin, Fransızların, hep başka milletlerin idi. Gür sakalları baharat kokan dürzîler, saçları örgülü yahudiler, elleri meşinleşmiş urban ve entarili araplar, hepsi Türk ordusu, kanala doğru giderken, dar Suriye ve Filistin kıtasında iki safa ayrılmış:
    -Geç yiğidim geç! diyordu.
    Fakat bir avuç Türk, bütün kıtayı tuttu. Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık.
    Geç kalmıştık. Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli'yi kaybetmiştik."
  • "Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
    - Türk müsünüz?
    Sorusunun birçok defalar cevabı:
    - Estağfurullah! idi..."
  • 21 Mart 1968’te İsrail zırhlı birlikleri, hava desteği eşliğinde Ürdün’de bir köy olan Karameh’teki El Fetih üssünü imha etmek için geniş bir saldırı başlattılar. Ancak on iki saat sonra ağır kayıplar vererek geri çekildiler. Bu olay Filistin direnişinde İsrail’e karşı ilk önemli karşı koymadır.