Kendisini Müslüman olarak gören herkes, ama özelde İslami hizmete talip olan davetçi müslümanlar, hayatın her anında, Kur'an ve sünnete göre hareket etmek durumundadırlar. İster yazılarında, ister söylemlerinde veya isterse insanlarla günlük ilişkilerinde olsun, bu çizgiden asla sapmamaları gerekmektedir. Müslümanlar; dillerini, kalplerini, zihinlerini, kalemlerini ve ellerini buna alıştırmak zorundadırlar.
Şurası unutulmamalıdır ki gerek ki, günümüzde Müslümanlar sistemli bir şekilde Kur'an ve sünnetten uzaklaştırılmakta, İslam'a ve müslümanlara düşmanlık yapılmakta ve Müslümanlar cehalet ve çirkefliğin içine çekilmektedir. Bunlar gitmiyor, İslam coğrafyası fiili olarak işgal edilerek Müslümanların Mukaddesatına, namusuna, malına el uzatılmakta ve kanları akıtılmaktadır...
Her büyük şeyin başlangıcının, aslında çok küçük olduğu asla unutulmamalıdır.
Küçük bir şeye kayıtsız kalmak, çok geçmeden daha büyüklerine kayıtsız kalmayı getirir. Böylece,inandığı gibi yaşamayan yaşadıklarına inanır sözü yerini bulmuş olur.
Emanet, şer'i yükümlülükler ve farzlardır. Yani hem Yüce Allah'ın kendi hakları, hem de insanların hakları ile ilgili insan lara bildirdiği emir, yasak ve hükümlerinin yerine getirilmesi sorumluluğudur. İnsanoğlunun bütün yaratılmışlar içerisinde bu emaneti yüklenmesi, onun için bir onurdur, bir şereftir ve onu" Eşrefü'l Mahlukat" konumuna yükselten bir rütbedir
Şehit Seyyid kutup'un dediği gibi; O halde insan, yüce Allah'ın katındaki ayrıcalığının gerekçesini bilmelidir. Gücü, kabiliyeti, imkanı ,ilmin nispetince göklere, yere ve dağlara sunulan, ama onların yüklenmekten kaçınıp korktukları ve fakat kendisinin hür iradesiyle talip olduğu emanet görevini ve sorumluluğunu yerine getirmelidir..