Hacer

”Mendil alır mısın abi?” dedi, kirli ama güzel yüzüyle. ”Yok” dedim, ”Sağ ol, sağ ol, benim var” ”Olsun sonra kullanırsın” dedi titrek sesiyle. ”Peki” dedim, ”Ver bir tane” Uzattım parayı, sevindi. ”Mendil kalsın” dedim,gücendi. ”Olmaz öyle şey, ben dilenci değilim” ”Peki” dedim, ”Peki, kızma” Aldım mendili elinden sordum: ”Adın ne senin?” ”Murat” dedi, ”Murat ama arkadaşlar ‘ince’, der zayıfım ya hani.” ”Annen, baban yok mu senin?” ”Bilmem, vardır herhalde. Hiç görmedim ki.” ”Peki nerede yaşıyorsun sen? ” dedim. ”Her yerde” dedi, hem de gülerek… ”Nasıl yani her yerde?” ”Öyle sınırlamıyorum kendimi sizler gibi” dedi ve patlattı kahkahayı. Haksız da sayılmazdı hani… ”Kimden alıyorsun sen bu mendilleri?” ”Sakallı mehmet amcadan” ”Kaçtan veriyor sana tanesini?” ”İkiyüzelli’;den” ”Peki sen ne kazanıyorsun mendil başına?” ”Ee!.. İkiyüzelliii” ”Ne yani hiç para almıyor mu Mehmet amcan senden?” diye sordum şaşkınlıkla. Biraz kızgın baktı yüzüme: ”Siz hep böylesiniz zaten, karşılıksız iyilikten anlamazsınız.” ”Niye ki?” dedim, anlattı: ”Bir keresinde bir abla ağlıyordu, ‘Abla mendil alır mısın? diye sordum, ‘defol!…’ diye bağırdı bana.
Reklam
'savaştım savaşı sevmeksizin' diyordu Doktor Qasimlo.. Nasıl da her şeyin özeti gibi bir cümle.. Kendimizi bildik bileli hep savaştık bir şeyler için.. Normal bir yaşantının insanı olamadık hiç.. Doğrusunu isterseniz, buna hiçbir zaman izin verilmedi.. Hep bir koşturmaca, hep bir var olma telaşı içinde kemirip durduk zamanı ve dönüp ardımıza baktığımızda ne de çok şey yapmaya vaktimiz olmamış meğer.. En çok da, bir insanı sevmeyi unutmuş olmamız canımı yakıyor.. Anladım ki insan, sevmeyi bile özleyebiliyormuş.. Herhangi bir şeyi veya herhangi bir kimseyi sevmek.. Yaşamdan çok da beklentileri olan insanlar değildik oysa.. Öyle afili hayaller de kurmuyorduk hani.. Bu, biz istemediğimiz için böyle değildi şüphesiz.. Zaman zaman bizim de ufak tefek mutlu olma arzularımız oldu elbette.. Durmadan kendime sorup duruyordum, 'biz hangi günahın vebaliyiz?' diye.. Hakikat bizi 'insan' olarak dile getirmişti ve insan bir duygular bütünüydü.. Haliyle istekleri, arzuları, beklentileri olabiliyordu.. Peki ama neden bir şeyler hep yarım kalıyordu bizde.. İstediğimiz şeyler asla ama asla olmuyordu.. Beklentilerimiz hiçbir zaman karşılığını bulmuyor, ümit ettiğimiz şeyler hep bir yerlerde kırılıyordu.. Hiçbir zaman kendimizi arzularımıza bile teslim edemiyorduk.. Şüphesiz yaşam bazen küçük sürprizler yapmıyor değildi.. Ama çoğu zaman kursağımızda bırakırcasına elimizden alıyordu verdiğini.. Aslında bir alıp veremediğimiz yoktu yaşamla.. Artık sadece, bizden hiçbir şeyi ve kimseyi almamasını diler hale gelmiştik zira.. Bu yüzdendir ki 'biz hangi günahın vebaliyiz' diye sorduğumda kendime, yaşam daha da karmaşık bir hal almaya başlıyor ve soru sormamıza fırsat vermeden bizi yeni bir kargaşanın ortasına bırakıveriyor.. Bu durum beni fazlasıyla sıkıyordu ve her şeyden nefret eder hale
Sessiz insanların iyi dinleyiciler olduğunu söylüyorsunuz ama ben insanlar beni rahat bıraksın diye susuyorum. / İt's Only The End Of The World
bir hamam böceği ile bir uğur böceği biyolojik olarak birbirlerine her ne kadar yakın olurlarsa olsunlar biz onları çok farklı ele almaya çabalarız. Toplum uğur böceğine bir rol belirlemiştir ve böceğe bakış açımızı yönlendirmektedir. Bu bakış açısı yüzünden böceklerden korkan bir birey uğur böceğinden korkmayabilir. Buradaki durumu başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, toplum korkularımızı/sevgilerimizi yönetmektedir.
Kayıpların tozlu raflar arasında unutulma ihtimali Varoluş hikayemin bilinmezi. Duvarları ilanlarla dolu sokağım. 5 liraya çekilmiş 12’li vesikalıklardan Bir demet yapıp getirmişsin Gibi doğmuş bugün güneş. Sen gül, gözlerinin kenarı kırışsın. Cam kenarı düşlerim Kırmızı saksılarda yeşermezken Beyazlamış saçlarının rengi, Göç yollarım. Seni saatlere sakladığımdan Haberin yok. Elmanın da bir özgürlüğü var armudun da. Hatta içinde dolaşan kurdun da.
Reklam