Bir işi karşılık beklemeden yapmak hem asil hem de özgürleştirici bir eylemdir. Karşılık bekleyen, karşı tarafın kölesi olur. Karşılığını alamayınca üzülür, dertlenir, umutsuzluğa kapılır. Kendi mutluluğunu başkalarının eylemine endeksler. Bu yüzden de kendi içinde hiçbir zaman mutlu olamaz. Mutlu ve mutmain olmak için hep başkalarının beğenisine, onayına, ikramına vs. ihtiyaç duyar. Kendini onlara muhtaç eder. Halbuki hiç beklentisi olmayan kişinin hakkı ve nasibi en yüksek makamdan gelir.
Cebrail'in efendimize sımsıkı sarılması, onu sarması ve korkma demesi oku hitabına karşı ben okumayı bilmem dediğinde cebrail'in ona korkma diyerek derin bir huzur ve güven vermesi, rilkeyi derinden etkilemiş gibi görünüyor. Bu şu anlama geliyor: hakikati söylemekten korkma. Kınayıcının kınamasından korkma. Hak sözü söylemekten çekinme. Ben hep senin yanında olacağım. Hakikatin ışığını al, kendi işlerini de ona kat ve gittiğin her yere nurunu götür. Melekler hep senin yanında, önünde, arkanda veriyor etrafında olacak. Merak etme…
Işığa ilk defa baktığında gözlerin kamaşacak, kararacak ve hafif sersemleyeceksi. O, hakikatin şok edici etkisidir. Ama bu şok terapisine ihtiyacın var. Korkma ve yürümeye devam et. Hakikat seni özgür kılacak! Eflatunun mağara alegorisi bunu anlatıyordu. Bizim de bu çağda böyle bir aydınlanmaya ihtiyacımız var. Zira bir mağaranın içindeyiz ve önümüzdeki ışıklı ekranlarda kayıp giden görüntüleri gerçek sanıyoruz. Hakikatin bundan ibaret olduğunu zannediyoruz. Hipnotize olmuş gibi bakıyor ama hiçbir şey görmüyoruz. Hakikatin ışığının yerine yapay neon ışıklarını koyunca mutlu, mutmain, mükemmel olacağımızı sanıyoruz. Dışımızdaki sahte ışıklar içimizde ki hakikat ışığını karartıyor. Daha fazla karanlığa gömülmeden bir aydınlanmaya, işraka, nur'a, hakikate ve özgürleşmeye ihtiyacımız var.