Bazı kitaplar vardır; yüksek sesle konuşmaz, iddia ortaya koymaz, okura ne hissetmesi gerektiğini öğretmez. Elimde Çay Gönlümde Kahve tam olarak böyle bir kitap. Sessizce yanınıza oturur, omzunuza dokunur ve “yalnız değilsin” demeden bunu hissettirir.
Seyfi Öztaş’ın metni, aşkı yalnızca romantik bir heyecan olarak ele almaz; güveni, kırılmayı, vazgeçmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı aynı çizginin doğal durakları olarak görür. Kitap dört bölümde ilerlerken (Bağ, Kırılma, Ben, Yeniden), aslında okuru bir ilişki anlatısından çok bir insanlık hâlinin içine davet eder. Okudukça fark edersiniz ki anlatılan hikâye bir başkasına ait gibi görünse de duygular tanıdıktır; yaşanmış ya da yaşanması muhtemel.
Metnin en güçlü yanı, didaktik olmadan düşündürmesi ve teselli sunarken gerçekliği inkâr etmemesidir. Bu kitap “her şey güzel olacak” demiyor; acının, ayrılığın ve yalnızlığın varlığını kabul ediyor ama bunların insanı tanımlayan son duraklar olmadığını da hatırlatıyor. Öztaş’ın dili yer yer şiirsel, yer yer düzyazıya yaslanan bir iç konuşma gibi ilerliyor. Bu geçişler metni ağırlaştırmıyor; aksine okurla kurulan bağı derinleştiriyor.
Elimde Çay Gönlümde Kahve, hızlı tüketilen kişisel gelişim metinlerinden ya da yüzeysel aşk anlatılarından ayrışıyor. Okuru “daha fazlası”nın peşine düşmeye değil, eldekinin farkına varmaya çağırıyor. Belki de bu yüzden kitabın adı, içeriğin en güçlü metaforu hâline geliyor: Elindeki çayın sıcaklığını hissetmeden, gönüldeki kahvenin hayaliyle yaşayanlara ince ama net bir yüzleşme sunuyor.
Bu kitap; çok sevenlere, çok yorulanlara, bir kez daha güvenmekten korkanlara ve yeniden başlamaya cesaret arayanlara hitap ediyor. Okuyup bitirdiğinizde büyük bir dönüşüm vaadiyle değil; daha sakin, daha dürüst ve daha kendinizle barışık bir hâlle baş başa