Fantastik Yazar

Fantastik Yazar
@Kullancii
Selamlar ön izleme yakında çıkacak olan hikaye serimden
​Kase tamamen boşalmıştı; karakter, elinden gelse ahşabın gözeneklerine sinmiş o son lezzet kırıntılarını bile tırnaklarıyla kazıyacaktı. Kaşığı masaya bıraktığında çıkan tok ses, barın tozlu boşluğunda yankılanıp kayboldu. Flint ise karşısında, sanki dünyanın geri kalanı bir yangın yeri değilmiş gibi, çorbasını sarsılmaz bir vakarla yudumlamaya devam ediyordu. ​Karakterin zihninde sorular, fırtınalı bir denizin dalgaları gibi birbirine çarpıyordu. Flint’e yardım etmek, canını kör bir kumar masasına sürmekti. Eğer başarırsa, bugün ekmeğini elinden çalan o nankör kalabalık yarın kapısında diz çöküp onu sahte bir minnetle alkışlayacaktı. Ama onun kahraman olmaya, o ikiyüzlü bakışları toplamaya hiç niyeti yoktu. "Beni sadece bir araç olarak kullanıyorlar," diye geçirdi içinden. Altınları hala cebindeydi; arkasını dönüp gidebilir, bu ölü topraklardan uzaklaşabilirdi. Ancak ya her yer burası gibiyse? Ya bu kıtlık bir veba gibi dünyanın damarlarına yayılmışsa? ​Daha kötülerini görmüş, daha derin yaralar almıştı. Bakışları masanın kenarına yasladığı kılıcına kaydı. O tuhaf yaratığın üzerindeki mührü parçaladığı anı anımsadı; kılıç artık sadece soğuk bir metal yığını değildi. Kabzasının altında uyanmayı bekleyen, kadim ve vahşi bir nabız atıyordu. Bir anlık öfke ve kararlılıkla, sandalyeyi geriye iterek ayağa fırladı. Sesi, sığınağın örümcek ağlı tavanında gürledi: ​"Onları biçeceğim!" ​Flint, kaşığını yavaşça bıraktı. Dudaklarının kenarında, yorgun bir umudun izi olan ince bir tebessüm yeşerdi. Karakter, masaya doğru sertçe eğilip doğrudan sadede geldi: "Neredeler? Kaç taneler?" ​Flint, yemeğini yarım bırakıp ağır adımlarla üst kata çıkan, her basamağı ayrı bir tonda inleyen ahşap merdivenlere yöneldi. Bir el işaretiyle onu yukarı çağırdı. Yukarısı, hayatta kalmaya yemin
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tekinsiz Çayır (kendi hikaye serim bölüm 11)
​Adımları, ruhundaki yorgunluğun amansız ağırlığıyla her defasında toprağa biraz daha gömülüyordu. Bir yanında kendi geçmişinin tortularıyla dolu çantası, diğer yanında ustanın o kutsal, taşınması güç emanetleri... Belindeki kılıcın soğuk metali her adımda kalçasına sertçe çarpıyor, elindeki ağır kalkanın baskısı parmak uçlarından omzuna kadar uzanan bir uyuşmaya sebep oluyordu. Diğer elinde tuttuğu azıklık ise artık sadece bir torba değil; sanki içi kurşunla doldurulmuş, iradesini sınayan bir kütleydi. Göğsü daralıyor, ciğerlerine çekmeye çalıştığı bozkır havası genzinde düğümleniyordu. Boğazında biriken o yoğun feryat dışarı sızsa, sanki yankısı karşıdaki dağları un ufak edecek kadar hiddetliydi. ​Tam o sırada, mutlak sessizliğin kalbinde yabancı bir tını işitildi. Uçsuz bucaksız ve dümdüz uzanan çayırın ortasında, mantığa aykırı bir şekilde tek bir ağaç gövdesinden gelen tekinsiz bir çıtırtı havayı bir bıçak gibi yardı. Karakter, yüklerinin altında ezilen bedenini bir anlığına serbest bırakma arzusuyla eşyalarını hırsla yere bıraktı. Kemiklerinden gelen kıtırtılar eşliğinde kollarını açıp esnediği o kısa huzur anında, dünya bir anda ekseni etrafında tersine döndü. ​Siyah ve kirli bezlerle örtülü, yerle bir olmuş bir gölge, onu beklemediği bir sertlikle yere kapakladı. Ciğerlerindeki son nefes de darbenin etkisiyle boşalmıştı. Hemen doğrulmaya yeltendi ancak talihsizlik, bir gölge gibi peşini bırakmıyordu; azıklığın ipi, kılıcının kabzasına kördüğüm olup hareket alanını kısıtlamıştı. Gölge tekrar üzerine atıldığında, zihni durmuş ama bedeni içgüdüsel bir hamleyle keskin kenarlı kalkanını havaya savurmuştu. Havada yankılanan kuru bir "çat" sesiyle birlikte o karanlık karaltı ansızın hareketsiz kaldı. Titreyen elleriyle kılıcını çekip mesafesini koruyarak kontrol
1000Kitap
Ağır Gerçek
Kamaradaki ağır rutubet kokusu, yerini barut ve yanmış et kokusuna bırakmıştı.Parmakları hala titrerken zıpkını masanın üzerine gürültüyle bıraktı. Kamaranın loş ışığında gölgeler oynaşırken, Silas köşesinden doğrularak hafif, alaycı bir alkış tuttu. ​"Tebrikler," dedi Silas, sesindeki iğneleyici hayranlığı gizleme gereği duymadan. "Dürüst olmak gerekirse, o devasa kıskaçların arasında can vereceğini düşünüyordum. Nasıl başardın o canavarı indirmeyi?" Hala yaşadığına inanmakta güçlük çekiyordu. "Kılıcımı ağzına salladım," dedi nefes nefese. "Sadece bir darbeydi ama... birden alev aldı." ​Silas’ın kaşları şaşkınlıkla yukarı kalktı. Elini uzatarak kılıcı istedi.Hala sıcak olan kabzayı ona uzattı. Silas, kılıcın namlusunu gözlerine yaklaştırıp parmağını metalin üzerinde gezdirdi; tırnağıyla yüzeydeki gri toz kalıntılarını kazıdı. ​"Çok akıllıca," diye mırıldandı Silas, tozu parmaklarının arasında ezerek. "Biz bu barutu suya dayanıklı diye geminin omurgasında saklarız. Ancak anlaşılan o ki, yaratığın asitli salyasıyla tepkimeye girdiğinde sadece yanmıyor, patlıyor. Kendi silahını ona karşı kullanmışsın." ​Bilmeden gerçekleştirdiği bu kimyasal mucizenin şaşkınlığıyla olan biteni izlerken, gemi aniden şiddetli bir sarsıntıyla yana yattı. Güverteden gelen bağrışmalar ve zincir sesleri odayı doldurdu. Dışarı fırladığında, tayfanın gemiyi kıyıdan denize ittiğini gördü. ​Silas, bir orkestra şefi edasıyla güverteye çıktı ve gürledi: "Sancağa!" ​Devasa, paslı bir vinç sistemi gıcırdayarak denize salındı. Çok geçmeden, suyun altından dev Karkinos’un cansız bedeni, devasa bir böcek gibi yukarı çekilerek güverteye indirildi. Silas’ın bir el işaretiyle, ellerinde tuhaf aletler olan adamlar canavarın etrafını sardı. Cerrah titizliğiyle kabuğu parçalayıp eti kesmeye başladılar. ​O
Karkinosun hazin sonu (kendi hikaye serim bölüm 10)
Güneş batarken sahilin altın rengi kumları, yerini denizin tekinsiz ve mürekkep karası karanlığına bırakıyordu. Karakter, zıpkınını ve her bir gözü anılarla dolu ağır sırt çantasını kayığa yerleştirdi; metalin ıslak ahşaba vuruşu, ritmik dalga sesleri arasında keskin bir yankı uyandırdı. Halatları çözdüğünde, avuçlarında hissettiği kaba dokuyla birlikte sadece bir ipi değil, karaya dair son güvenliğini ve toprağın sarsılmaz gerçekliğini de geride bırakmış gibiydi. ​Kürekleri her çektiğinde sahildeki cılız ışıklar küçüldü, yerini sonsuz bir boşluğa bıraktı. Zihin deryasında ise tek bir soru, zehirli bir balık gibi yüzüyordu: "Dev bir yengeçle nasıl dövüşülür? Yüzebilir mi, yoksa sadece derinlerin balçıklı karanlığında mı saklanır?" Silsan, kadim bir kehaneti fısıldar gibi onu tam da burada bulacağını söylemişti. Kayığa uzanıp gökyüzündeki ilk yıldızlara bakarken, ciğerlerine dolan tuzlu belirsizliği soludu. Bir ara boşluğa düşen, korkuyla dağılan zihnini toplamak için soğuk zıpkınına sarıldı. Yakındaki bir balığa, sadece elini alıştırmak için nişan aldı ama suların kırılması ve parmaklarındaki hafif titreme yüzünden ıskaladı. Balık gümüşi bir şimşek gibi kaçtı; zıpkın ise sadece soğuk, ıslak ve metalik bir hayal kırıklığı olarak geri döndü. ​Saatler geçmişti. Zaman, durgun suyun üzerinde asılı kalmış gibiydi. Birden, doğa kanunlarını hiçe sayan dehşet verici bir olay gerçekleşti. Kayığın altındaki sular, sanki görünmez ve devasa bir el tarafından iki yana itiliyormuş gibi çekilmeye başladı. Deniz, derin bir yara gibi ikiye ayrılıyordu. Kayık, suyun hızla çekilmesiyle dengesini kaybetti ve karakter, teknenin ahşap gövdesinin balçıklı deniz tabanına sertçe çarpışıyla sarsıldı. Etrafında çırpınan birkaç balık, vıcık vıcık deniz yosunları ve keskin kokulu ıslak taşlar
1000Kitap
Merhabalar hobi amaçlı hikaye yazıyorum tavsiyeye ihtiyacım var
Merhaba abi ve ablalarım vede kardeşlerim hobi amaçlı hikaye yazıyorum hergün düzenli olarak buraya atıyorum ancak yaklaşıkb50 görüntülenme alıyor 5-6 beğeni alıyor burda yazmam doğrumu tavsyesi yada uygun platform önerisi varmı
1000Kitap