LİSA: Bir erkeği aşkla sevmek ne demektir? Onu kendine, ona, her şeye rağmen sevmektir. Artık kimseye bağımlı olmayacak şekilde onu sevmektir. Senin arzularını, hatta öfkelerini seviyorum. Bana yaptığın kötülüğü seviyorum. Canımı yakmayan bir kötülük, hemen unuttuğum bir kötülük, iz bırakmayan bir kötülük. Sevmek, işte bu tahammüldür.
LİSA: (...)Sana duyduğum aşk, zihnimin ta derinliklerinde yatan bir çekirdek; bir gezegen bulutu, artık ne erişebildiğim ne de değiştirebildiğim bir şey. Bende senden bir parça var. Gitsen bile bu parça kalacaktır. İçimde senin suretin var.
Eric Emmanuel Schmitt, tek perdelik bu oyununda kadın erkek ilişkilerinde, "evlilik" kurumundaki iletişimin ve duyguların röntgenini çekerek seyirciye teşhis yaptırmakta. Oyun içinde oyun yöntemini kullanarak birbirine uzun zaman sonra yabancı kalan ama aynı zamanda aşk, sevgi, tükenmişlik ve hırs duygularıyla cebelleşerek evliliklerini ayakta tutmaya çalışan bir çiftin doruk noktalarıyla gerçekleri ortaya döker. Çiftin yaşadığı sorun/bu ilişki sarmalı seyirciye bir aynadır. Seyirci, Lisa ve Gilles çiftinde kendi yaşamının gerçeğiyle başbaşa kalmıştır. Lisa ve Gilles birbirlerine karşı olan öfke, aşk ve nefretlerini kustukça bir katarsis yaşamaya başlıyorsunuz. Her iki cinsiyette de Lisa, içinizdeki kadın olarak konuşuyor; Gilles da içinizdeki erkek olarak.
LİSA: Bu ağzından hiç düşürmediğin laflardan biri :"İçimde bir duygu uyandığında bana bir hap tutturma manyaklığı da ne demek oluyor." (...) Yatıştırıcı alarak öfkelerinden, acılarından, korkularından ya da kaygılarından kaçan insanlara hiçbir zaman tahammül edemedin. Senin bir teorin vardır: Öylesine çıtkırıldım bir çağ ki bu, bilinci ilaçla tedavi etmeye kalkışıyor. Ama bizim insan olmaklığımızı sağaltmayı başaramayacak.