Cinsel taciz alanında önemli psikiyatristlerden biri bir seferinde bana, pedofillerle çalıştığı otuz yılda çocukluğunda tacize uğramamış tek bir pedofille bile tanışmadığını söylemişti. Bu, bütün tacize uğrayan çocukların tacizci olacağı anlamına gelmiyor ama çocukken tacize uğramamış birinin sonradan tacizci olması imkânsız. Kimse kötü doğmuyor. Winnicott'ın dediği gibi: "Bir bebek annesinden nefret edemez, önce annesinin ondan nefret etmesi gerekir." Bizler bebekken saf birer süngeriz, boş birer kâğıdız. İhtiyaçlarımız en temel şeyler: yemek, kaka yapmak, sevmek ve sevilmek. Ama doğduğumuz ve büyüdüğümüz ortama bağlı olarak bazen bir şeyler yanlış oluyor. İşkence edilen, taciz edilen bir çocuk gerçekte hiçbir zaman intikam alamaz çünkü güçsüzdür ve savunmasızdır. Ama hayal dünyasında intikama dair fanteziler geliştirebilir. Öfke de korku gibi tepkiseldir.
O zamanlar bilmiyordum ama artık çok geçti. Babamı içselleştirmiş, benimsemiş ve bilinçaltımın derinliklerine gömmüştüm. Ne kadar uzağa kaçarsam kaçayım gittiğim her yere onu da götürüyordum. İçimde bir cehennem azabı, tamamen onun sesiyle çınlayan, susmak bilmeyen öfkeli bir koro, değersiz, utanç verici bir başarısızlık abidesi olduğumu haykırıyordu.