Et yığını - Çürümek
Ey Tanrı! Ne diye yakıyor güneş tenimi?
Ne diye giydirdin ruhuma, bu, etten kefeni.
Çürüyor!
Çürüyor işte, yapsana bir şey.
Tanrım! Kokuyor bedenim.
Ey Ruhum!
Niçin bedbahtsın öyle?
Öyle bitkin, öyle avare.
Yoruldun madem, kederlisin birde;
Bırak, kahrolsun hakikat.
Boşver, addedilmesin bedenim,
Af buyurulmasın tanrı katında, sen huzuruna er.
Pek yavaş gidiyorsun, afal afal durma öyle.
Etim kemiklerime yapışıyor, kanım çekiliyor,
Acele et!
Istırap içerisinde, kıvrılmış bir afetzede.
Yalnız, yüzünde yok acının tatlı tebessümü.
Akça siyah gözler, taşıyor hayatın mısralarını.
İndikçe dibe, çiziyor her kelimenim altını.
Şayet tanrı katından dahi inen olmuyor en dibe.
En hakim adam dahi boğuluyor anaforda, derinde.
Meğer güçlü değilmiş tanrı, çürüyen etten.
Çürütmüş, lakin çürüyememiş.
Ve öyle sürer ki, dünya çürümüş etten bir hâl alır.
Geriye yalnız ruhlar alemi kalır.