Fahrenheit 451 kitapların yakıldığı ve insan beyninin televizyonların etkisi altına girdiği bir dönemi anlatıyor.İtfaiyeciler artık yangınları söndürmüyor aksine kitapları yakıyordu.Çünkü kitaplar insanları düşündürmeye itiyordu ve düşünen insan mutsuzluğa kapı aralıyor demekti.Mutluluk temeli üzerine bir ütopya kurulmak istenirken aslında korkunç bir distopya ortaya çıkmış. Kelimelerin güçlerini,cümlelerin ise düşündürme yeteneklerini gören devlet,harekete geçiyor ve kitapları yasaklamaya başlıyordu.Televizyonlar sizi tatmin edebiliyor ve ne yapmanız gerektiğini söylüyorsa okumanın ne anlamı vardı? Bir itfaiyeci olan Guy Montag komşuları Clarisse ile tanışınca hayatını sorgulamaya başladı ve sorularına cevap aradı.Mutluluğun kaynağı,mutsuzluk yayanı yok etmek miydi ? Kitapları incelemeye başladıkça, asıl mutsuzluğun düşünmemek olduğunun farkına vardı.Hakikat,yaşamın kelimeler arasına yerleşmesiyle ortaya çıkıyordu.Kitaplar hayata kapı açan en büyük anahtarlar iken,televizyonlar ise beyninizi küflendiren ve paslaştıran en büyük tehlike.