Dolayısıyla, toplumun normal yapısının ne çok bireysel bağımlılığı gerektirdiği, ne kadar az özgürlük ve kişisel cesaretin toplumda yer alabileceği, her bireyin kitle ruhu tarafından nasıl sıkı bir egemenlik altında tutulduğu ve bu egemenliğin ırksal özellikler, sınıfsal önyargılar, kamuoyu vb. kimliğiyle kendini açığa vurduğu dikkatimizi çekmektedir.
Kilise ve ordu yapay kitlelerdir, yani bunları dağılmaktan korumak ve yapısal değişikliklerden esirgemek için belli bir dış zorlamanın varlığı gerekir. Böyle bir kitleye katılıp katılmayacağı genellikle sorulmaz bireye ya da böyle bir katılma bireyin keyfine bırakılmaz; kitleden ayrılmaya yönelik her girişim koğuşturmaya uğrar ya da şiddetle cezalandırılır, en azından açık seçik belirlenen kimi koşullara bağlı kılınmıştır.