İlk başta kitap çok güzel başlamıştı. Giriş bölümü çocukluğumuzda dinlediğimiz masalların havasını güzel yakalamıştı ve kitabın devamı için umut vaad ediyordu. Fakat keşke bunu sürdürebilseydi. Yazar masalsı olmayla betimlemeyi bir tutarak betimlemişte betimlemiş, betimlemişte betimlemiş. Kitap betimleme ve benzetmelerden dolayı bu kadar kalın olmuş yoksa 250-300 sayfadan da anlatmak istediğini anlatabilirdi. Bir cümlede 18 kelimeden oluşan zincirleme isim tamlaması olur mu ya. Saydım gerçekten 18. Aklına ne geldiyse yazmış sanki. Hani bazen yazar sıfatsız kelime bırakmamaya çalışmış gibi geldi.
Sürekli tekrar eden yüzümde beliren ifadenin yansımasını onun gözlerinden gördüm tarzı cümlelerde o kadar saçma ve sinir bozucuydu ki anlatamam. Hepsi yansımalarını, yüzlerindeki ifadeleri birbirinin gözlerinden görüyor. Maşallah göz göz degil de ayna sanki.
Kızın ve abisiyle babasının gözleri mavi tamam anladık. Yeter artık yav. Benim mavilerim onun kahveleriyle buluştu. Buz mavilerim şuna deydi. Kara günlerde çıkan fırtınaları andıran mavilerim bunu gördü. Yetti gerçekten. Anladık. Sadece bunlar da değil yan karakterler de dahil olmak üzere bütün karakterin dış görünüşü de defalarca anlatılıyor.
Adamın da canavarı ayrı dert. Canavarım söz dinlemez. Canavarım çok kötü. Mavi ve canavar kelimelerinden gına geldi.
Bir diğer sıkıntı da 2. çift. Biz neden ana çiftten hatta ana konudan çok 2. çifti okuduk. Resmen kitap onlara adanmış gibiydi. Bir de o kadar ilgi çekmiyorlar ki anlatamam. Adamın kardeşi canavarlar tarafından kaçırılmış bunlar aşna fişnada. Yani gerçekten mi ya. Adamın aklına kardeşi bir an geliyor sonra üzerinde durmadan hop hemen prenses prenses prenses.
- Buradan sonrası sürprizbozan olacak -
Babası madem kızını gizleseler de, kaçırsalar da canavarın