George hastanelerden nefret ederdi. Tüm kokuları bastıran kokular, lastik zeminlerde gıcırdayan ayakkabılar, beyaz önlüklü doktorların alçak sesle konuşmaları, sedyeler ve tekerlekli sandalyeler yüzünden. Hepsi ona acıyı ve ölümü çağrıştırıyordu.
George, küçük kızın yeniden ağlamaya başlamayacağını umdu. Gitmesi gerekebileceği aklının ucundan geçmemişti; böyle bir olasılığı düşünmemişti bile. Aklına, yurtta başkasıyla paylaştığı yatak odası, yüksek tavanlı boş yemek odası ve giriş kapısının yanında, ağaçların altında oturduğu duvar geldi. Şimdiye kadar yurt daima onun evi olmuştu ve her fırsatta yurda dönüşü iple çekmişti ancak bu kez yurttaki boşluk hissi, yeniden yapayalnız olma fikri içini kaygı ve korkuyla kaplamıştı.
George, Bay Dyer’dan elinden geldiğince kaçındı. Bay Dyer’ın onu geri gönderilebilecek bir ürün gibi görmesine gücenmiş ve kırılmıştı. Duygularını gizlemekte güçlük çekiyordu
Yaz tatillerinde koruyucu ailelik için yurttan ayrılıp ev ev gezen nihayetinde bir ailenin evladı olan çocuğun hikayesi...Farkındalık olması adına çok güzel bir konusu var. Olay biraz daha duygusal içerikle oluşturabilirdi ama her şeye rağmen güzel ve akıcı bir kitap. Ben bu sene 6. sınıf öğrencilerime okutuyorum.