Sultan Abdülmecit bir gün boğaz içinde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşî babasını ziyarete girmiş. Bektaşî o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. O dönünceye kadar Padişah bağın her tarafını dolaşmış. Bektaşî dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar. -Erenler bağın maşallah çok büyük, üzümü ne yapıyorsun?
-Müritlerle ve canlarla yeriz sultanım.
-Buradaki üzüm yemekle biter mi? -Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basarız, suyunu içeriz.
- Peki ama sıkılmış üzüm şarap olmaz mı? Vallahi sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafına karışmak haddimize mi?
Bektaşî'ye sormuşlar;
Dünya öküzün boynuzlarının üstünde duruyormuş, ne diyorsun bu işe?
Vallahi demiş, onu bilmem ama buna inanan öküzlerin olduğunu biliyorum.
BİR: Yaratıcı, yaşatıcı olan Allah'tır. Tektir. Vahdetin sembolüdür.
" Söz bir, Allah bir, yol bir." denir.
ÜÇ: Allah, Muhammet, Ali
DÖRT: Dört kapı; Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat
BEŞ: Pençe-i Ali Aba ( Ehlibeyt)
[YEDİ: Hz. Muhammed,
Hz. Hatice-Kübra, Hz. Ali, Hz.Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Selman Farisi ( Selman Pak) ]
SEKİZ: Cennetin sekiz kapısı vardır.
ON İKİ: Ehlibeyt yolunu süren, Hz. Ali'den Mehdi'ye kadar on iki imam.
ON DÖRT: Çocuk yaşta şehit edilen 14 temiz ve masum çocuklar.
ON YEDİ: Hz. Ali'nin savaşta taktığı kemer , on yedi kemerbesti ifade eder.
KIRK: Kırklar Cemi'nde bulunan 23 erkek 17 kadından oluşan Kırklar Meclisi'ni ifade eder. (Ayrıca 4 kapı 40 makam)