Şunu ifade etmek gerekir ki, Kut’ül Amare, Çanakkale Savaşı’ndan sonra Britanya İmparatorluğu’nu zora sokan, politikalarını altüst eden ve imparatorluğun yenilmezliği inancını sarsan, dünya hâkimiyetine inanmış Britanya kamuoyunu şüpheye, hatta kaosa sürükleyen büyük bir zaferdir. Ancak aşağıda da değineceğimiz gibi Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yapılan antlaşmalarda da çok önemli bir yere sahiptir.
Her milletin tarihinde Çanakkale Zaferi gibi abideler görülmez. Bizde vardır ve bütün Doğu’da tektir. Çanakkale Zaferi, çok kolay organize olan, direnebilen, tahammül edebilen ve belirli bir hedef etrafında ısrar eden bir ordu, kumanda heyeti ve toplum olduğumuzu gösterir. Cumhuriyet’i kuran da işte bu mayadır.
Mustafa Kemal’de kendisine verilen vazifenin ötesinde bazı atılımlar ve fedekarlıklarla örülen bir kişilik görülür.Mesela Trablusgarp Savaşı’ndaki gönüllülüğü ortadadır yahut istese Birinci Dünya Savaşı’nı da Sofya’da ataşemiliter olarak tamamlayabilirdi, çünkü Bulgaristan zaten müttefikimizdi. Israrla yazışarak muharebe hakkını istiyor. “Arkadaşlarım ateş hattındayken burada kalmam doğru değil,” diyordu. Kendisini cepheye tayin ettirmiştir.
Bir kesim ısrarla, “Çanakkale’de Atatürk yoktu, deniz savaşında yoktu, başında yoktu, sonunda vardı” diyor. Herhalde fundamentalist duygularla, Türkiye’nin laik önderi hafızalardan silinmek isteniyor, diye de düşünülebilir. Oysa onun kişiliğinde hiç unutulmayacak husus askerliğidir.