Leva'nın Kapak Resmi
Leva tekrar paylaştı. 09 Eyl 08:12

9 EYLÜL İZMİR'İN KURTULUŞU
Doğum günün kutlu olsun güzel İZMİR'im. Başta ulu önderimiz, baş kumandanımız, Ata'mız, Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, milli mücadeleye destek olan, canı pahasına savaşan ve güzel yurdumuzu düşmanlardan kurtaran Anadolu kadınlarımıza ve tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun! Ne mutlu ki Ata'sını, bayrağını, ecdadını, dinini, milletini bilenlere. Atam İzindeyiz!

Asla ama asla gölge düşüremeyeceksiniz Cumhuriyet'çi laik düzene. Bizler Cumhuriyet'in bekçileriyiz! İzmir, Cumhuriyet'in kalesi, ve Cumhuriyet aşığı aydınları ile dimdik duruşunu her daim sergilemiş bir kenttir. İzmir'li aydın bir kadın olarak diyorum ki bizler, tüm yasaklamalara, eksiltmelere rağmen; laik, aklı selim, soran, sorgulayan ve kavrayan, Ata'sının izinde ilerleyen aydın gençler yetiştireceğiz. ( http://melisababy.blogspot.com.tr )
~Emire Nişli~

https://www.youtube.com/watch?v=7jxuiDKBxg4

~İzmir’in Kurtuluş Destanı~
Mustafa Kemal, 1 Eylül günü o tarihi emrini verdi: Ordular ilk hedefiniz Akdeniz, ileri!.. Ve taarruza geçen Türk askeri, 9 Eylül’de Yunan işgali altındaki İzmir’e girdi. Düşmanı denize döktü. Tarihe geçecek bir destan yazdı
Tarih, 9 Eylül 1922… Mustafa Kemal komutasındaki Türk askeri, tarihe altın harflerle yazılan zaferlerine yenisi ekledi… Yaklaşık 3 yıldır Yunan işgali altında olan Ege'nin incisi İzmir'i düşmandan kurtardı… İşte tarihe geçen o destanın öyküsü…
Tarih: 15 Mayıs 1915… 1. Dünya Savaşı sonrası Yunan Ordusu, İzmir'i işgal etti. Anadolu'nun neredeyse tamamı düşman askerleriyle doldu. O gün, gazeteci Hasan Tahsin Kordonboyu'nda Yunanlılara ilk kurşunu sıktı. Kurtuluş mücadelesinin ilk kıvılcımını ateşledi. İzmir'in işgalinden sadece 4 gün sonra, 19 Mayıs 1919 günü Samsun'da vatan ve millet aşkıyla dolu bir milletin düşmana karşı kurtuluş mücadelesi başladı. O mücadelenin başında Mustafa Kemal Atatürk vardı…
~HALK SEVİNÇLE KARŞILADI~
Her türlü zorluğa rağmen Mustafa Kemal komutasındaki ordu, zafer üstüne zafer kazandı. Anadolu'yu ve Rumeli'yi tek tek düşmandan kurtardı. 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başladı. Türk askerinin ilerleyişi karşısında düşman orduları kaçmaya başladı. Ve 1 Eylül 1922… Mustafa Kemal o tarihi emrini verdi: Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri! Kurtuluş sırası artık İzmir'deydi… 9 Eylül sabahı da ilk birlikler İzmir'e girdi. Türk askeri halkın sevinç gösterileri ile karşılaştı. Hükümet Konağı'na ve Kadifekale'ye Türk Bayrağı çekildi. Mustafa Kemal 9 Eylül 1922 günü karargahı ile Belkahve'ye gitti. Bir incir ağacının altında Kadifekale'de şanlı bayrağımızın dalgalandığı İzmir'i seyretti. Ve Ankara'ya, İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf (Orbay) Bey'e şu telgrafı çekti:
“BU BAŞARI MİLLETİNDİR”
“Birliklerimiz İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün mağlup düşmanla beraber İzmir'imize zaferle girdik.”
Mustafa Kemal, 10 Eylül 1922 günü Hükümet Konağı'na gitti. Halk, Ulu Önder'i büyük bir sevinç ve coşkuyla karşıladı. Atatürk, konağın balkonundan, meydanı hınca hınç dolduran İzmirlileri, selamlayıp kısa bir konuşma yaptı: 'Bu başarı milletindir.'

~Atatürk ve Yunan Bayrağı ~

Atatürk İzmir’in Kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında kalacağı evin önüne gelince, kapının önüne serilmiş bayrağı görünce durdu, bu ipekten kocaman bir Yunan bayrağı idi. Üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti. Kapıdaki kalabalık halk yalvarıyordu:
- Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü alınız! Yunan Kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin. Bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir.
Atatürk, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğu noktada kaldı. Çevresindekilere baktı.
- O, geçmişse hata etmiş. Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. Ben onun yanlışını tekrar edemem.
Bayrağı yerden kaldırttı, bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi.

“Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır!” ~M.Kemal ATATÜRK~

Ben, bütün İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir tesadüf, beni Karşıyaka’ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar, annem sizin bağrınızda, sizin topraklarınızda yatıyor. Karşıyakalılar, İzmir’i gördüğüm gün evvelâ Karşıyaka’yı ve orada da sizin Türk topraklarınızda yatan annemin mezarını gördüm!
~Mustafa Kemal ATATÜRK~

Leva tekrar paylaştı. 06 Eyl 17:20

1000Kitap 6. Bursa Buluşması
"Bir kitap okudum hayatım değişti." sözünün üzerine hiç düşündünüz mü? Bir kitap insanın hayatını değiştirir mi bilemem ama kitaplar insanı değiştirir. Haydi gelin dünyadaki en güzel sebeplerden birisi bahanemiz olsun, 17 EYLÜL'de buluşalım,tanışalım,kitaplar güzel dostluklara aracı olsun. Hayatınızı değiştirecek kitap belki de etkinlik kitaplarından biridir. ;)

17 Eylül'de gümbür gümbür geliyoruz. :) Yerimiz yine aynı Kent Meydanı AVM -Carriobu Coffee. Pazar günü saat 17:00'da görüşmek üzere...

Katılmak isteyenlerin iletinin altında belirtmesi ve bana özelden telefon numaralarını mesaj atmaları ricadır. Daha fazla kişiye ulaşabilmek adına iletiyi paylaşırsanız sevinirim.

Katılımcı Listesi;
Ahmed Yasir Orman
NigRa
Seyid Ahmet GÜLTEKİN
Yadigar Soydan
Leva
Fatih Yıldırım
Samet Ö.
Oğuz Beyiniz
Gökhan

Tartışılacak kitap : Veronika Ölmek İstiyor

Leva tekrar paylaştı. 31 Ağu 23:34
Oğuz Aktürk, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
 31 Ağu 23:29 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

70 yıllık bir fener.

Çok çabuk unuttuk ülkede olanları. Unutmak ve kanıksamak en sevdiğimiz şeyler oldu. "X kişi ne yapsa her zaman haklıdır." kafasından çıkmadığımız sürece bize her yer Hayvan Çiftliği'ydi.

İktidarın açıklamalarının sorgulanmaksızın kabul edilmesini sağlayan ve sürekli hırlayan köpeklerimiz kömür, köprüler, yollar, makarna ve din sömürüsü oldu.

Anlamasak bile kabullendik, çünkü anlamak ve sorgulamak için enerji sarf etmektense kabullenip Hülooğ demek, bize dayatılan şeyleri harfiyen kabul etmek daha kolaydı. Dönüşüm'deki böcek olduk en sonunda ve dönüştüğümüz rolü hiiiiç sorgulamadan başarılı bir şekilde oynadık.

Hayvan Çiftliği toplantıları gibi söylenen her şeyin bir gün mutlaka tamamen değişeceğini bile bile hep birilerinin mitinglerine gittik, vaatlerini dinledik, geleceğe dair ütopik hayaller kurduk bir distopyanın içinde olduğumuzu bile bile. Ama olmadı. Olumsuz olayların suçunu hep üstüne atabileceğimiz Snowball'larımız oldu. Rus uçağı düştü suç Snowball'undu. Çiftliğimize darbe yapıldı suç Snowball'undu. Yolda ayağımız takılıp düştü, nefesimiz sıkıştı, kahvemiz kalmadı ama suç hep Snowball'undu.

Cebren ve hile ile aziz Hayvan Çiftliği'nin, bütün domuzları zaptedilmiş, bütün ahırlarına girilmiş, bütün sürüleri dağıtılmış olduktan ve çiftliğin her köşesi bilfiil işgal edildikten sonra ne anlamı kaldı ki somut ayaklanmaların? Manevi ayaklanmalarımız olmadığı sürece, ilk ve daimi liderimiz Koca Reis'in yaptıklarını, her konuda eşitliği getirdiğini hatırlamadığımız sürece ne anlamı kalır her gün televizyonlar karşısında geviş getirmemizin?

Daha az rakam, daha çok yemek istedi halk. Fakat onlar her zaman daha çok rakam ve daha az yemekle dönüş yaptı. Hiçbir zaman karın doyurmayacak olan anlaşılmaz laf kalabalığı rakamlardan bahsedildi fakat çiftlikte iş saatlerinin artırılmasının rakamlarından kimse bahsetmedi. İşsizlik rakamlarının artmasından kimse bahsetmedi, çiftliğini koruma uğruna ölen hayvanlar hep unutuldu, bütün hayvanlar başından beri eşitti ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşit oldu çünkü onlar çiftliğe yapılan maddi, manevi darbelere karşı hiç savaşmayıp ahırlarında öylece izleyenlerdendi.

Başka çiftliklerle yeri geldi dost olduk, yeri geldi düşman olduk. Çiftliğimize her gün yeni yeni yollar yapıldığı söylenirken yolsuz yolsuz kimlerle dost veya düşman oluyorduk? Adalet terazisinin bir tarafında birileri her gün ağırlığını basıyorken biz evdeki koltuklarımıza ağırlığımızı basmayı kendimiz için yeterli mi bulduk?

Acaba Orwell'dan sadece 1 yıl önce doğmuş olan ve Orwell'la aynı yıllarda yaşamış olan Nazım Hikmet, bu kitabın yazıldığının üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra 1947 yılında dile getirdiği Dünyanın En Tuhaf Mahluku'ndaki şiirinin şu dizeleriyle
"ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!"
birlikte Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlara bir selam mı çakıyordu?

E kabahatin çoğu senin çiftliğimdeki bütün Clover'lar, bütün Boxer'lar, bütün Benjamin'ler, bütün Muriel'ler. Çünkü biz artık her şeyi kadere bağladık. Kendi başarısızlıklarımızı ve herhangi bir şey için çaba göstermeyişlerimizi öylece kabullendik ve dününü bile unutan hayvanlara dönüştük.

Çok gizli toplantılar yapıldı, her yer Snowball her yer ihanet her yer paralel dendi. Devran aynı manzara farklı oldu ve bu sefer tezgah altı değil göstere göstere yapıldı her şey. Paranın kıble olduğu yerde 40 tahıl da 40 yem de 40 rekat da nafileydi. Bütün olanların farkındaydın ama sen yine de reddettin, 40 domuz, 40 katır ya da 40 satır yaşasın adalet dedin. Ama zaten hep Boxer gibi suçlular alındı içeri sebep gösterilmeksizin. Çapulcu oldu bütün çiftlikteki hayvanların yeni adı.

Ama ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardı ki Napoleon gibiler elini kolunu sallaya sallaya ülkeyi talan etti. Neyse ki nutku tutulmayanlar vardı azınlıkta da olsa.

Her şeyin farkındalığında olan fakat sessizliğini şimdilik içlerindeki o sevgide korumaya çalışanlar.

Leva tekrar paylaştı. 27 Ağu 15:08
3.İzmir 1000kitap Buluşması
3.İzmir 1000kitap Buluşması 3. Sünü gerçekleştirdiğimiz İzmir 1000kitap buluşması güzel dostluklara imza attı.Yeni katıldığım bu etkinlikle ilgili detaylar için haberin devamına bakabilirsiniz
Leva, bir alıntı ekledi.
23 Ağu 17:27 · Beğendi · 8/10 puan

İnsan salt özel alanda kalarak entelektüel olamaz, zira sözcükleri kağıda döküp yayımladığınız anda kamusal dünyaya girmişsiniz demektir. Salt kamusal alana ait, sadece bir hareket, dava ya da konumun sözcüsü veya simgesi olan bir entelektüel de olamaz. Şahsi tını, kişiye özgü duyarlılık diye bir şey vardır; söylenen ya da yazılan şeylere de bu anlam verir. Hele bir entelektüelin dinleyicileri mutlu etmesi diye bir şey söz konusu olamaz; işin özü sıkıntı verici, aykırı, hatta keyif kaçırıcı olmaktır.

Entelektüel, Edward Said (Ayrıntı Yayınları)Entelektüel, Edward Said (Ayrıntı Yayınları)
Leva, bir alıntı ekledi.
 23 Ağu 17:13 · Beğendi · 8/10 puan

Gerçek entelektüeller en çok, metafizik tutkunun, çıkar gözetmeyen adalet ve hakikat ilkelerinin etkisiyle yozlaşmayı mahkum ettikleri, zayıfları savundukları, hatalı ya da baskıcı otoriteye meydan okudukları zaman kendileri olurlar.

Entelektüel, Edward Said (Ayrıntı Yayınları)Entelektüel, Edward Said (Ayrıntı Yayınları)
Leva tekrar paylaştı. 19 Ağu 19:30
NigRa, Değmez'i inceledi.
 19 Ağu 12:03 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ne güzel bir kitap okudum ben böyle.

Leva ille de oku dediğinde kimmiş bu İsmail Güzelsoy dedim, burun kıvırdım. Yazarı hiç duymamıştım. Neyse tavsiyesine uyup aldım kitabı, iyi ki de aldım ve güzel yazarla tanıştım. Yazarın böyle iyi yazarken,böyle az bilinir olmasına da şaşırdım.

Kitabın ilk sayfalarında sizi iki karga karşıladığında, ne bu böyle fablın içine mi düştüm ya da "3 gözlü kuzgun"a mı bağlanıyoruz diyebilirsiniz. Böyle anlamlandırmaya çalışırken kendinizi birden hikayenin içinde buluveriyorsunuz.

Iğdır'dan İstanbul'a,sihirbazlıktan tıbbi ilimlere uzanan bol hikayeli,fantastik-romantik-dramatik bol çeşnili,bol karakterli bir kitap okuyorsunuz.

Kitap boyunca pek çok yerde ve pek çok farklı şekilde ölüm teması var. Sanırım yazarın sormak istediği de ya da söylemek istediği de, her şeyin sonunda ölüm varsa hayat onca mücadeleye,sevmeye, dostluk kurmaya, böyle uğraşıp çırpınmaya değer mi? (Değmez...). Bir kargalar,bir Doslar,bir edip derken ölüme çare mi buluyoruz,ölüyor muyuz derken tüm hikayeler muazzam şekilde birbirine bağlanıveriyor, kitap bitivermiş ve tadı damağınızda kalmış oluveriyor.

Masal tadında giden,her bir karakterini ayrı bir sevdiğim(Sadere favorim olsa da.) bu kitabı herkese tavsiye ederim.

Dipnot : Kitapla ya da kitabın konusuyla hiç alakası olmamasına rağmen kitabın adı her geçtiğinde dilime dolanan şarkı için buyrunuz : https://www.youtube.com/watch?v=kNZjA_rd3iU

Leva, bir alıntı ekledi.
 19 Ağu 00:47 · Beğendi · 9/10 puan

İnsanlar ihtimallerini damarlarında taşırlar; bu ihtimalleri gerçekleştirmeleri sadece zaman, dürtü ve koşullara bağlıdır.

Yarınki Yüzün Cilt: 1 Ateş ve Mızrak, Javier Marias (Sayfa 164 - Metis Yayınları)Yarınki Yüzün Cilt: 1 Ateş ve Mızrak, Javier Marias (Sayfa 164 - Metis Yayınları)
Leva tekrar paylaştı. 17 Ağu 10:30
NigRa, Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens'i inceledi.
01 Şub 12:59 · Kitabı okudu · 25 günde · Beğendi · 10/10 puan

İncelememe başlarken kitabı okumaya karar verirseniz tüm ön yargılarınızı ve bağlılıklarınızı bir kenara bırakıp kitaba öyle başlamanızı tavsiye ederim. Eğer din,ırk ve millet kategorileri sizin için birer tabuysa bu kitap sizi rahatsız edecek içeriğe sahip nitelikte.

Kitap çok çarpıcı ve sarsıcı olmasına rağmen,o kadar anlaşılır ve sade bir dil kullanılmış ki su gibi akıp gidiyor satırlar. Çok yazılmış zaten fakat kırmızı kalemle altını çizmek gibi olsun diye bir kere de ben yazayım. Kitap bu alanda bilgi sahibi olan olmayan herkesin anlayabileceği bir kitap. Eleştirel bir kitap olduğuna dair okuduğum yorumlara ise katılmıyorum, zira yazar kişisel görüşünü katmadan,kırmadan,incitmeden yazmış.Başta tabu dediğim konulara sert bir şekilde,kibirli ve rahatsız edecek biçimde değinmek yerine çok naif bir şekilde tane tane anlatmış. Sanki kimseyi kızdırmak istememiş de tersine gerçeği herkese göstermek istemiş.

Kitapta ilerledikçe kendimizi ne kadar önemsediğimizi daha şiddetle fark ettim. Sonuçta koca evrende önemsiz bir tür olarak ortaya çıkıp, hayal gücümüz sayesinde baskın tür haline dönüşen, türleri yok eden,türlerin günümüze dek devam etmesine sebep olan,koca evrende Dünya dediğimiz küçük noktada yaşayıp Tanrıcılık oynayan,hala kendimizi tek sanan kibirli hayvanlarız.

Gözümüzde devasa öneme sahip ne varsa tek tek önemsiz hale geliyor okudukça. Kitapla ilgili sevdiğim şeylerden birisi de önce sorgulamamıza öncülük edip sonra soruların cevaplarını tüm açıklığıyla aktarması. Bu konuda gerçek bu şekilde öyleyse siz diğer türlüye inanmayı bırakın demiyor asla. Seçimi bize bırakıyor, dilerseniz tüm bu sunduğum kanıtları bir kenara atıp görmezden gelerek bunca zaman inandıklarınızla yaşamaya devam edebilirsiniz demek istiyor gibi. Bilmemek bazılarımız için mutluluk olabilir.

Son kısımlardaki gelecek öngörüleri gerçekten ürkütücüydü. Kitabı okumaya başladığım zamanlarda "Black Mirror" dizisini izlemeye başlamıştım. Bilen vardır mutlaka dizide de gelecekte teknolojinin epey ilerlediği zamanlardan rahatsız edici bölümler izlersiniz. Birçok bölümü "Böyle bir şey olsa ne olur?" sorusunu sormanıza ve korkutucu hissetmenize neden olur. Kitaptaki gelecek varsayımları da aynı bu hissi verdi bana. Özellikle gelişmişlik ve mutluluk ilişkisine değinildiği kısımlar.

Bilim,mühendislik ve teknoloji çalışmalarıyla ileride şuanda bize imkansız gelen pek çok şeyi çözümleyebiliriz belki; fakat şahsi görüşüm bu teknolojilerin insanlar arasındaki uçurumu daha da açacağı yönünde.Muhtemelen Genetik Mühendisliği'nin nimetlerinden her Homo Sapiens yaralanamayacak,çünkü herkesin maddi gücü şuan olduğu gibi gelecekte de aynı düzeyde olmayacak ve Homo Sapiens'ten daha üst bir türe evrimleşme sürecinde daha mutsuz,yüksek ayrımcılığın hakim sürdüğü belki de kaosun hakim olduğu bir ortam bizi bekliyor olacak. Son yıllarda epey gözde hale gelen distopik kurgularda bahsedilen sınıflara ayrılmış bir düzen belki de hayal değil.

Bu mükemmel kitabı okursanız pek çok olaya farklı açılardan bakmaya başlarsınız,ama ben baktığım pencerenin önünde iyiyim,bana dokunmayın derseniz yavaşça o kitabı yere bırakın. İncelememi kitaptaki şu güzel alıntıyla bitirmek istiyorum.

"Gelecek belirsizdir ve şu son birkaç sayfadaki öngörülerin eksiksiz gerçekleşmesi gerçekten çok şaşırtıcı olur. Tarih bize, hemen önümüzde duruyor gibi görünen şeylerin öngörülmeyen engeller yüzünden gerçekleşemeyebileceğini ve onların yerine bambaşka, hayal bile edilemeyen senaryoların devreye girebileceğini öğretmiştir. Bizden cevap bekleyen en önemli soru, "Neye dönüşmek istiyoruz?" değil, "Neyi istemek istiyoruz?"dur."

Leva, bir alıntı ekledi.
17 Ağu 01:54 · Beğendi · 10/10 puan

Huxley'nin gelecek vizyonu George Orwell'in 1984'ünden çok daha tedirgin edicidir. Böyle bir dünya fikri çoğu insanı rahatsız eder ama bunun neden olduğunu kolay açıklayamazlar. Herkes sürekli mutlu olacaksa, bunda kötü olan nedir ki?

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Kolektif)Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Kolektif)