Ömer iyi çocuktu ama üçç, beşş, doksannn dur bakayım sekiz yüz altmış tane falan kusuru vardı
(Spoiler)
Üstad bu nasıl bir anlatım dili. Müsamerenin anlatıldığı bölümdeki üç beş sayfa dışında hakikaten sıkıldığım bir yer olmadı. Satırların işinin ehli bir ustanın kaleminden çıktığı belli oluyordu. Yetkin bir kalemi okuyor olmanın, hikayenin ve kahramanların gerçekçiliği içinde kaybolmanın tadını çıkardım. Nasıl tarif etsem, sanki her şey yerli yerindeymiş, ne eksik ne fazla, tam da olması gerektiği gibi yazılmış hissiyatı oldu bende. "Yazmak için yazan" kimselerde gördüğümüz o ekstra betimleme, o durumu binbir yamayla bağlamından koparıp, dallandırıp budaklandırma işi yoktu.
Ve Macide.. Ömer gibi ben de onun kararlı duruşundan, her hareketinin kendine has olmasından, "olduğu gibi" olmasından, iradesi üzerindeki hakimiyetinden, olgunluğundan, anlayışından, asaletinden biraz etkilendim. Harbi kızmış doğrusu. Mektepte Bedri meselesi yaşandığında Macide'nin hissettiklerine benzer talihsizlikler yaşamış biri olarak, dişlerini sıkıp sinirden ağladığı yerde onunla ağladım. Belki ben başka bir şeye ağladım ama olsundu djwhshd Aslında daha çok Macide'nin Balıkesir'de mektepteki kişiliğiyle bağ kurdum. İstanbul'daki yaşamına geçtiğimizde bana biraz fazla cüretkar ve soğuk geldi. Yine de seni tanımak güzeldi Macide ♡
Sadece, aylarca evlerinde oturduğu hesapçı akrabalarına nasıl bu kadar kolay rest çekti onu anlamadım. Kişiliklerini bir kenara bırakırsak, sitemlerinde pek de haksız sayılmazlardı. Kolay mı o yaşta İstanbul gibi bir yerde, üstelik bir de gece yarısı, kapıyı çarpıp gitmek. Ya Ömer gelmeseydi napacaktın. Ciddiyim anlat bakalım hadi Ömer gelmeseydi napacaktın seni küçük mağrur djdjjfd Şaka bi yana, kabul edelim nasipli kızsın Macide. En az iki kez dört ayağının