Harabi, Mecmaül Bahreyn'e (İki denizin buluştuğu kesişme noktası) vardığım zaman diyor, Hızır'ı bulup candan kölesi oldum, yani onun hizmetine girdim, talebesi oldum, Ledün ilmi (Tanrı'nın ilmi)ni bana ihsan eyledi, öğretti,
Sırrı Sırrullah (Allah'ın sırrı)nın tamamı oldum.
Burada önemle dikkat edilmesi gereken Hızır'dır.
Hızır diye kabulen edilen kişi Musa Peygamber'e gayb ilmini öğreten kişidir.
Tanrı Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresinin 65. Ayetinde der ki, "... kullarımdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik." Bunun anlamı çok açıktır, Tanrı, Peygambere değil sıradan kullarından bir kula bir ilim öğretmiş.
Peygamber de arayıp o kulu bulmuş ve ona yalvarıp, onun hizmetine girerek o ilmi öğrenmek istemiş. O zaman Hızır ona "Sen benimle asla sabredemezsin" (67. Ayet) diyor.
Sıradan bir insan Tanrı'nın ilmini öğrenmiş ve Peygambere böyle söylüyor.
İşte bu ilim Ledün İlmi.
Bizim Erenler hep bu Ledün ilmine yönelmişler.
Kuran'ın daha başında ifade ettiği gayb ilmi, bu Ledün İlmi. O ilmi bilmeyenlerin Kuranı anlaması mümkün değil. Bu nedenle Erenler Batın ilmini ilimlerin esası kabul etmişler. Kehf Suresi bu anlamda çok özel yer tutuyor.
Çünkü 3'ler, 5'ler, 7'ler bu surede anılıyor. Zülkarneyn adı Zülfikar olarak Erenlerce yorumlanıyor ve Hızır, Erenlerin hepsine Hocalık yapıyor, ilmi öğretiyor.