Kendi başarımı, ne kadar para kazandığım ve ne kadar param olduğuyla ölçüyordum. Kendimi daha büyük sayılara ve daha çok şeye sahip olanlarla kıyaslıyor ve buna ulaşmak için mücadele ediyordum; ama aslında bunun hayatıma katacağı bir anlam yoktu. Hayatımın geri kalanını kendi başarı denklemimin içine koymayı unutmuştum ve hayatımın kalanına odaklanmak yerine; sadece paraya ve satın alabileceklerime odaklanmıştım. Kaçıncı hatam kim bilir?
The More of Less isimli kitabın yazarı Joshua Becker bana bir keresinde, "Bir hediyeyi verildiği amaçla kabul etmek önemlidir," demişti. Bazı insanlar için hediye vermek, sevgilerini ifade ediş şeklidir, ancak gerçek hediye paketin içindeki değildir. Sevgiyi kabul etmek için kendinize izin verin ve gerisini akışa bırakın.
Tüm bu yolculuk beni, hayatta istememiz öğretilen şeylerden vazgeçmeye zorladı: şunun en iyisi, bunun en güzeli, şu ya da bu. Onların yerine sadece basit ihtiyaçlarımı karşıladım ve kendime alışveriş yasağı koyduğum bir senenin sonunda, zaten ihtiyacım olan her şeye sahip olduğumu fark ettim. Artık maddi değeri olan nesnelere önem vermiyorum. İnsanlara, mekânlara ve anı biriktirmeye önem veriyorum. Bu yeni bakış açısı sadece para biriktirmemi sağlamadı; aynı zamanda başkalarını önemseme kapasitemi arttırdı ve basit şeylere minnet duymayı öğretti. Belki de bunun en iyi tarafı, bundan sonra, belli bir başarı seviyesini ya da sahip olmayı istediğim karakter özelliğini sergilemek için artık hiçbir şey almayacak olmam.