“Saat 05:10…
Uykuya ara veren gözlerimle etrafa bakıyorum. Dışarıda; Karanlığın ışığa üstünlüğü var hala.
Yaz ise sanki çelikmiş bu topraklardan.
Çıkıyorum,
Adımlarım, bir, iki, üç…hissediyorum, toprak o toprak değil.
Özüne dönmüş gibi taşlaşmış yeniden..
Soğuk…
Hissizlik, uykusuzluk, mücadele…
İlerliyorum düşüncelerimi sıcakta bırakıp soğuk ve karanlık yolda.
Geliyorum.
Ve bitiyor soğukta atılacak adımlarım.
Başımı kaldırmıyorum aşina olduğum eşiğe geldiğimde.
Giriyorum içeri kışı ardımda bırakarak.
Tenimde tatlı bir ısı, güzel bir koku.
Fan gürültüsü arasında selam veriyorum.
Veriyorum da içeri girdiğimi görmediklerini fark etmem uzun sürmüyor.
Uykuluyum.
Sırtımı sıcak duvara yaslıyorum ve çömeliyorum olduğum yere.
Gözlerimi kapatıyorum ve bu kez; karanlığın mağlup olduğu zamanda gidiyorum taşların yeniden toprağa dönüştüğü yoldan.
Simit fırınının sıcak buharı ısıtıyor toprakta yürüyen tenimi.
Ve bir fırının pişme sesi, bir şey unutmuşçasına hızla geri döndürüyor beni.
Gözlerimi açıyorum.
Ve gözlerimi yeniden yavaşça kapıyorum.” Libreria