“Ben ise sadece kitaplarla başbaşa kalacağım, gezintiler yapacağım, hayaller kuracağım, rahatsız edilmeden uzun uzun uyuyacağım bir dinlenceyi yaşamak istiyordum.”
İnsan iki ayağının üzerine dikildiği ve karşılaştığı ilk sivri taşı balta yaptığından beri hem büyüklüğünün temellerini hem de sıkıntılarının kaynaklarını inşa ediyor.
Bize en yakın olan varlıkları en geç anlarız, yaşama sanatını öğrenmemiz için ölmemiz gerekir ve en önemlisi, bu geç kazandığımız bilgeliğimizden en çok yararlanabilecekler çoktan ölmüştür.
Raslantı diye bir şey yoktur, kader vardır. İnsan yalnızca aradığını bulur ve her zaman yüreğinin en karanlık, en derin noktasında gizlenmiş olanı arar.
Kendi varlığımızı sorgulamaya başladığımız zaman ister istemez tüm insanlığı da sorgularız. Şöyle de söylenebilir: İnsanlığı sorgulamaya başladığımız zaman aslında kendi bilincimizin derinliklerini sorgularız.