Bahçe yağmasından Bakkal Hasan'ın karısı Cemile'ye, işlemeli iki musluk başı ile bir eski yazı levha ve tozlar içindeki kabartmalı bir fotoğraf albümü düşmüştü. Muslukları evine taktıracak, levhayı da oturma odasının duvarına asacaktı. Belki hayırlı bir duaydı bu; Zenginlerin yaptığı şeyleri yapmak her zaman iyi sonuç verirdi. Cemile'nin eve asmaya götürdüğü levhada itinalı bir eski yazıyla 'Bu da geçer yâ hû!' yazılmıştı. Cemile bunu anlamıyor; işsizlere iş, kızlara koca, hastalara şifa niyetine asılan bir Kur'an ayeti sanıyordu. Oysa seksen sene önce bütün İstanbul bu levhayı bilirdi. Çünkü İstanbul'un işgal yıllarında bu levha her yerde asılıydı. Halka açık yerlerde asılan levhayı gören İstanbullular, 'Bu da geçer ya hu' diyerek dişlerini gıcırdatır, işgal yıllarının sona ereceği kurtuluş günlerini özlerlerdi. Levha, bir direniş ruhunu, düşmana karşı bir gizli mesajı simgeler olmuştu. İngiliz subayları da bunu her yerde görüyorlardı elbette ama Müslüman bir ülkede bulundukları için yerli halkın dini inançlarını simgelediğini sandıkları levhaya hiç ses çıkarmıyorlar, anlamını merak bile etmiyorlardı. Cemile'nin çiviyle oturma odasının pembe duvarına astığı levhayı, seksen yıl önce üst düzey İngiliz subayları o yalının duvarında görmüşler ve üstünde durmamışlardı.