çok fazla önyargılı başladığım bir kitaptı. ilk sayfaları okurken kitap kızıl kraliçeye o kadar benziyordu ki karşılaştırmadan okuyamadım. 200 sayfa sonra kitap bir anda açlık oyunlarına dönüştü. kısacası kitap ile ilgili en büyük sorunum özgün olmaktan çok uzak olması. hikaye, küçük ayrıntılar hariç kızıl kraliçe ve açlık oyunlarından kopyala yapıştır gibiydi. ve aşk üçgeni… onun haricinde (özellikle ilk başlarda) karakterler arasında geçen diyalogları çok yapmacık buluyordum ama sonradan bu daha azaldı, hatta Kai’a ısındım. Paedyn çok da umurumda olan bir karakter değil açıkcası, yazılabilecek en standard fantastik kitap karakteri kendisi (‘güçlü’ kadın karakter, erkek ana karakter ile çatışma, çocukluk travmsı vb…). Bir başka sorunum Kai ve Kitt’in başka insan yokmuş gibi bir anda Paedyn’e vurulmaları yani yoktan yere aşk üçgeni oluşmasına ne gerek var? başlarda kitabın özgün olmayışına takılıp okumakta aşırı zorlandım ama sonradan bunu bir şekilde bastırıp devam edebildim. bir noktadan sonra kitap daha okunabilirdi ama yani özel hiçbir şey yoktu. bir şeyler yaşanıyordu ama ben hiçbiri için heyecanlanmadım, “aa ne olacak acaba” diyemedim. mesela insanlar kitabın sonunu aşırı övüyorlar ama bence ters köşe olan tüm fantastik kitaplarda olduğu gibi bir sondu, zaten olması gereken şeylerdi yani. powerless benim için ortalama bir kitaptı ne tam olarak kötü, ne tam olarak iyi.