Amin Maalouf'un yeni çıkan kitabı.. Sade ve anlaşılır bir şekilde çevirisi yapılmış yer yer dipnotlara yer verilmiş ütopik tarzda bir kitap. Toplumdan uzaklaşıp Atlas Okyanusu'nda ıssız bir ada olan Antioche adasında yaşayan Alec'in nükleer felaket ve sonrasında yaşadıkları talihsiz olaylar anlatılıyor. Empedokles tıbbı ile tanışmaları,insanların yaşlanmaya,kansere ve birçok hastalığa karşı aradığı çareler ve bu yolda yapılan mücadeleler karşımıza çıkmakta. Yazarın öngörüleri eski ve yeni dünya kavramlarıyla ilgili. Toplumlara yön veren şeylerin marjinalleştiğini, anlamını yitirdiğini ve çağdışı kaldığını dile getiriyor. First Lady'nin "kavganızı kazanma sırası sizde" diyerek halkı ateşlendirdiğini,geniş çaplı bir devrim yapmaya kadar götürdüğünü, halkın da büyük bir istekle yüzen hastaneleri(hastane-gemi) yeniden isteyişi... Kitaba başlamadan Empedokles'i araştırdım. Kraliçe Elektra'yı da merak ettim. Zaten Antik Yunan efsaneleri yüzyıllar boyunca gencinden yaşlısına; görkemli, güzel ve gizemli şeyleri duyup düşünmeyi seven herkese zevk kaynağı olmuştur.
Yazar kitabın sonunda bizi düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyor. Birlikte yol almanın mümkün olduğunu gösteriyor. Kitabın en sevdiğim cümlesi: "Sevgili Alec, şu anda yayılmakta olan zararlı maddeler değil bir zihniyet."
Ölümlü olma duygusu, özgürlük arzusunun temeli, hem felsefenin hem de sanatın varoluş nedenidir.
İnsanoğlu tek düşmanının ölüm olduğunu ne zaman öğrenecek acaba?
Keyifli okumalar dilerim...