insan insanın
zehrini alır. Ama onu zehirleyenler de insandı; başka insanlardı, soğuk, uzak, acımasız insanlar. O zaman belki
de doğru olan şuydu: Seven insanlar birbirinin zehrini
alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha
gerçek, daha insaniydi. Sartre'ın, "Başkaları cehennemdir," sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size <leğenlerin bazıları cehennemi yaşatır -ayazda titretir, demir parmaklıkların ardında çürütür- bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum
bir gülüşle hayata döndürür.
Bazı insanlar kendilerini kabul ettirmek, sevdirmek için çok çaba gösterir;
bazılarındaysa hiç böyle bir niyet yoktur, olduğu gibi
yaşar ve sen yavaş yavaş ondaki kaliteyi keşfettiğin zaman hayranlığın artar.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak ... İşte bu, sevdanın ilk adımı değil miydi?
Aşk, onun çözülemeyecek denkleminde bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor
ne de bir merak taşıyordu içinde, sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu.