Liya

Liya
@Liysa
“Ey yaşam, ya seni özgür yaşayacağım ya da seni yaşanmamış sayacağım”
Bir insan seni gerçekten seviyorsa en büyük korkusu mesafe değil, seni incitmektir. Ama biri yalnızca senin onda uyandırdığın duyguları seviyorsa. Asıl korkusu seni kaybetmektir. Seni defalarca incitip, sonra da gitmemen için ısrar ediyorsa... Bu sevgi değil kaybetme korkusudur. Gerçek sevgi kalbini korur. Sahte sevgi sadece beslendiği duyguları korur. Ama aslında sana değil hayatlarına getirdiğin konfora, onaya değer verirler. İhtiyaç duyulmakla, değer görmek aynı şey değil. Acının kendini Sevgi gibi göstermesine izin verme. Gerçekten seven bir kalp seni yeniden, yeniden yaralamaz. Seni güvende tutmak için çabalar.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Tek kitabı olandan kork diye bir söz vardır. Onlar nice kitap okusa da aslında tek bir kitap okuyorlar."
Birinci Bölüm: Dilin "Varlığı" ve "Yokluğu" Arasındaki Fark Felsefi ve sosyolojik anlamda dil, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda "varlığın" kendisidir. Farklar şunlardır: 1. Dil olmak, kimlik (kimlik) olmak demektir: Varlık: Dilin tanımının sahibi olan bir dil vardır. Dünya, bir dil üzerinden görülür ve tanımlanır. Filozof (Martin Heidegger) şöyle savunur: "Diller evseldir." Bu, insanların bir dil içinde yaşadığı anlamına gelir. Yokluk: Dil edinimi, kimlik edinimi anlamına gelir. Bazen dilsel bir ulus, özellikle bağımsız bir ulus, asimile olur ve baskın ulusun bir parçası haline gelir. 2. Dilin yokluğu, tarihin ve kültürün korunması anlamına gelir: Yokluk: Atalarımızın tüm deneyimleri, şiirleri, sözleri ve anıları dilde ifade edilir. Dil, "yaşayan bir müze" gibidir. Yokluk: Dil olmadan tarih, tercüme edilmiş bir tarih haline gelir. Orijinal duygular ve kelimeler kaybolur ve kültür yok olur. 3. Hatırlama biçimi: Yokluk: Her dilin kendine özgü bir mantığı ve dünyayı anlama biçimi vardır. Yokluk: Dilinizi hatırlamazsanız, dünyayı gezmiş bir insan gibi olursunuz. İkinci Bölüm: Siyaset ne yapabilir? Siyaset ve hükümet, bir dilin kaderi üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Siyaset bir dili "öldürebilir" veya "canlandırabilir": 1. Yasama ve koruma (canlandırma): Kanun ve anayasa: Siyaset, bir dili ülkenin resmi dili yapabilir. Bu, bir dilin eğitimde, mahkemede ve kamusal hayatta kullanılmasını ve korunmasını sağlamayı içerir. Bütçe ve planlama: Sözlüklere, çevirmenlere ve medyaya para ayırmak, bir dilin zengin ve zamana uygun olmasını sağlar. 2. Yasaklama ve baskı (Dil soykırımı): İşgalcilerin siyasi sistemindeki güçler, "dilin anlamın anahtarı olduğunu" bilirler, bu nedenle ilk adımlar dili yasaklamaktır. Siyaset, şehirleri ve köyleri suç olmayan bir
munzurpress.com/author/delil/ko... Erkmen “Sırgûn”da, o kuyularda, yer altında “terk ettiğimiz” “biz”e, “her birimize” ulaşıyor! Terk ettiğimiz, kadir-kıymet bilmediğimiz, yabancılaştığımız “biz”e, “her birimize…” Erkmen, bizi bizle buluşturmakla kalmıyor; yokluğun, yitirilmişliğin, terk edilmişliğin izini sürerek, her birimizin kaderini de değiştiriyor. “Varlık” içinde yaşadığımız “yokluğu” iç sesimizle yüzümüze vuruyor.
"efendiler ya da efendi mukallidi devşirmelerin dayanamadıkları şey, “herhangi” bir Kürdün (de) onlara “vergi” alanda söz söylemesi, kalem oynatmasıdır. Çıldırıyorlar. Bu şürekâya kalırsa kendilerine vergi alana destursuz dalıp ürettiğimiz her bilgide kullandığımız bütün referansları yanlış biliyoruz, yanlış öğrenmişiz. O öyle değilmiş. En nazik olanı bu tutumda. Valla seninki benden kara sayın en sayın. Sanki her şeyi doğru anladınız da biz geride kaldık. Her biri altın değerindeki sözcüklerinizin rüzgârıyla göğe eriştiniz de biz yerde kaldık. Hangi dilde hangi kaynağı okusak çeviriyi saptırdığımızı, metni anlamadığımızı, öyle varsaydığınızı, eksik algıladığınızı görüyoruz. Hele bizimle ilgili bir şey varsa, külliyen yalana batırıp çeviriyorsunuz. Her “özgün” lafınız kof bir kibirle dolu. “Efendi” refleksi göstermekle zihniniz kire batıyor zaten. Dolayısıyla gerçeklikle ilgili kurduğunuz her cümle yalanla malul olmak durumundadır. En basit sebep-sonuç ilişkisini bile kuramazsınız. En basiti şöyle: zulüm olan yerde direniş olur. Kafanız almaz. Efendi katından inmediğiniz sürece sevabınız günahınıza yetmez. Nazik sinirlerinizin miskin miskin uyukladığı günler geride kaldı. Dilediğiniz kadar celallenin, sizi takan yok. Gördüğümüz kurtuluş rüyasını gerçeğe çevirirken epistemik iktidarınızı da yıkıyoruz. Tarihteki hiçbir kurtuluş, sizin pespaye efendiliğinizden kurtulmak kadar anlamlı ve değerli olmayacak. Pis kokulu efendi jestleriniz yeni değil, ama bugünlerde daha bir coştunuz. Özgürlük değil, “eşitlik” ihtimali bile gagalarınızın ayarını bozdu. Biz mazlumların özgürlük arayışı ise evvelden de önceydi ve ezelde bile sürecekti."