Birinci Bölüm: Dilin "Varlığı" ve "Yokluğu" Arasındaki Fark
Felsefi ve sosyolojik anlamda dil, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda "varlığın" kendisidir. Farklar şunlardır:
1. Dil olmak, kimlik (kimlik) olmak demektir:
Varlık: Dilin tanımının sahibi olan bir dil vardır. Dünya, bir dil üzerinden görülür ve tanımlanır. Filozof (Martin Heidegger) şöyle savunur: "Diller evseldir." Bu, insanların bir dil içinde yaşadığı anlamına gelir.
Yokluk: Dil edinimi, kimlik edinimi anlamına gelir. Bazen dilsel bir ulus, özellikle bağımsız bir ulus, asimile olur ve baskın ulusun bir parçası haline gelir.
2. Dilin yokluğu, tarihin ve kültürün korunması anlamına gelir:
Yokluk: Atalarımızın tüm deneyimleri, şiirleri, sözleri ve anıları dilde ifade edilir. Dil, "yaşayan bir müze" gibidir.
Yokluk: Dil olmadan tarih, tercüme edilmiş bir tarih haline gelir. Orijinal duygular ve kelimeler kaybolur ve kültür yok olur.
3. Hatırlama biçimi:
Yokluk: Her dilin kendine özgü bir mantığı ve dünyayı anlama biçimi vardır.
Yokluk: Dilinizi hatırlamazsanız, dünyayı gezmiş bir insan gibi olursunuz.
İkinci Bölüm: Siyaset ne yapabilir?
Siyaset ve hükümet, bir dilin kaderi üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Siyaset bir dili "öldürebilir" veya "canlandırabilir":
1. Yasama ve koruma (canlandırma):
Kanun ve anayasa: Siyaset, bir dili ülkenin resmi dili yapabilir. Bu, bir dilin eğitimde, mahkemede ve kamusal hayatta kullanılmasını ve korunmasını sağlamayı içerir.
Bütçe ve planlama: Sözlüklere, çevirmenlere ve medyaya para ayırmak, bir dilin zengin ve zamana uygun olmasını sağlar.
2. Yasaklama ve baskı (Dil soykırımı):
İşgalcilerin siyasi sistemindeki güçler, "dilin anlamın anahtarı olduğunu" bilirler, bu nedenle ilk adımlar dili yasaklamaktır.
Siyaset, şehirleri ve köyleri suç olmayan bir