Betül

Kar Kuyusu gerçekten zihnin arka planında çalışan, kapattığında bile seni bırakmayan bir roman. Dün gece son iki bölümü kalmıştı; hem merak ediyordum hem de alelacele okumak istemiyordum. Öylece bırakıp yattım. Gece rüyamda takip edildiğimi, izlendiğimi, sesimin kaydedildiğini gördüm. Sabah kızımı okula gönderir göndermez kitabı bitirdim. Ah Nuri… seni sevgiyle sarmak isterdim. Kitabın içeriği hakkında bir şeyler söylemeye başlarsam büyük tiyolar vermiş olurum. O yüzden sadece birkaç cümle bırakıyorum buraya: “Biraz daha duyarsız bir insan olabilseydim dertlerim azalırdı belki.” “Sırf hayatta tutunabilecekleri başka bir şey bulamadıkları için çocuk yapan insanlara izin vermemek lazım. Daha kendi mutluluğunu sağlayamadan bir de çocuğun olursa, onun mutluluğunu nasıl sağlayacaksın ki?” “Alıştığın şeyleri değiştirmeye korkuyorsan, kendini sürekli pamuklara sarıp koruyorsan, işte o zaman hayat çok zor.”
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Beyaz zambaklar ülkesinde
Dipte olduğunu inkar etmek mi, kabul edip yükselmek mi?
Betül, kendini derin bir çukurun dibinde bulmuş gibi hissediyor. Her yanı karanlık, sessizlik hâkim; dip, sanki son nokta gibi. Ama önce bunu kabul ediyor; dibin varlığını, soğuk ve sıkışmış hissini olduğu gibi fark ediyor. Kabullenmek, durup nefes almak gibi… Sonra fark ediyor ki, dipte olmak son değil; dibin farkında olmak, yukarı çıkmak için ilk adım. Her derin nefes, onu yüzeye biraz daha yaklaştırıyor. Artık dibin ötesi yok; yalnızca yükselmek var, ışığa doğru, özgürlüğe doğru…
1000Kitap
Sahaflarda gezerken elim raflara, ruhum zamana dokunuyor. O eski kitap kokusu, sayfalardaki sararmış izler. Sanki her kitap bana “beni bulman uzun sürdü ama değdi” diyor. 📚🤍