Ben-Yehuda, özellikle çocuklara odaklanmak gerektiğini düşünüyordu, çünkü çocukların okulda öğrendiklerini ailelerine aktaracaklarından emindi. Nitekim öyle oldu. Çocuklar için İbranice şarkılar yazıldı ve bestelendi. Kitaplar yazılıp gazeteler yayımlandı. Eğitim devam ederken, çocukların bazı İbranice kelimeleri benimseyemediği ve kullanamadıkları da görülüyordu. O zaman bu kelimeler iptal edilerek, yerlerine yenileri konuyordu.
Eliezer ve Pines, Ben-Yehuda'ların Kudüs'e gelişinin ilk haftalarında kendi aralarında bir "centilmenlik anlaşması" yaparak, İbraniceden başka bir dilde iletişim kurmamaya karar vermişlerdi. Pines'in 1913'teki ölümüne kadar, bu sözü titizlikle tutacaklardı. İkili, şu cümleleri sık sık hatırlatıyordu:
"İbranice ve Siyonizm, birbirini destekleyen ve besleyen iki unsurdur. Eğer ulus olarak dirilecek ve anavatana döneceksek, İbraniceyi konuşup yazabilmek zorundayız."
• Kitapta 1967-2000li yılların Filistin'ini görüyoruz. O dönemdeki Filistin'in sosyokültürel yapısını çok iyi anlamamı sağladı. Düğünler, komşuluklar, fikir ayrılıkları, aile bağları, çocukların oyunları, halkın özgürlük mücadelesi şehit Yahya Sinvar'ın -mekanı cennet olsun- sayesinde zihnimde çok net canlandı.
• Özellikle Muhammed ve İbrahim karakterlerinin cihad ruhu, şehadetlerinden önce gördükleri rüyalar ve Allah'a olan teslimiyetleri beni derinden etkiledi.
• Aynı zamanda Hamas'ın ve Kassam Tugayları'nın hangi şartlar altında ortaya çıktığından da bahsediyor.
İstifade ettiğim bir kitap oldu elhamdülillah.
Yahya SinvarDiken ve Karanfil