O yıllarda Tanrı'ya ilişkin düşünce ve duygular, başlıca ruhsal besin kaynağım ve yaşamımdaki en önemli güzellikti; bunun dışında kalan bütün konular, acımasızlıkları ve kirlilikleriyle içimde yalnızca tiksinti ve keder uyandırıyordu. Tanrı, daha doğrusu tüm canlıların yakın dostu olan ninemin Tanrı'sı, çevremdeki her şeyin en güzeli, en aydınlık olanıydı... Elbette şu soru da canımı sıkmıyor değildi: Dedem nasıl oluyor da bu iyi Tanrı'yı göremiyordu?
Sayfa 120 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Gözüpek, atılgan bir adamdı, savaşıp tüm dünyayı ele geçirmek istedi; böylece herkes eşit yaşayacaktı; ne bey olacaktı ne memur... sınıfsız bir yaşam! Bir tek adlarımız başka başka olcaktı, ama hak dedin mi, herkes aynı haklara sahip olcaktı. Ve tek bir din olacaktı. Olacak şey değildi elbette... Saçmalık! Bir tek yengeçlerin hepsi aynıdır. Ama balıklar öyle mi? Hiçbiri birbirine benzemez! Ne mersinbalığı yayına yoldaş olur, ne de çoka balığı ringaya arkadaş... Bu Bonapart'lardan bizde de vardı bir zamanlar...
Sayfa 91 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
... ama dedemin Tanrısı bende korku ve düşmanlık uyandırıyordu: Kimseyi sevmeyen, sert bakışlarıyla herkesi izleyen ve herkeste ille de bir eksik, yanlış günah arayan ve bulan bir Tanrıyı bu. Şurası çok açıktı ki, insana hiç inanmıyor, sürekli, tövbe bekliyor ve cezalandırmak için yanıp tutuşuyordu.